Hoşgeldiniz  

Yıldırım Beyazıt Kimdir?

admin | 18 Haziran 2017 | Eğitim, Genel, Tarih

1360-1403 tarihleri arasında yaşamıştır. Büyük cesareti ile ün yapan ve savaşlardaki em­salsiz sürati yüzünden «Yıldırım» unvanını alan Osmanlı Padişahıdır. Bursa’da doğdu. Babası Mu­rat Hüdavendigâr’ın şehit düşmesi üzerine. Kosova zaferinin kazanıldığı savaş meydanında padi­şah oldu. İstanbul’u muhasara edip Anadolu Hisarı’nı yaptırdı. Ankara civarında Timur ile yap­tığı savaşı kaybederek esir düştü. 4 Mart 1403 gü­nü Akşehir’de kahrından öldü. Türbesi Bursa’dadır.

Savaş alanlarında gösterdiği emsalsiz süral yüzünden, ona daha şehzadeliği sırasında «Yıldırım» adı verilmişti. Onun gibi hızlı at süren bir padişah daha yoktu Osmanlı hanedanı içinde. Babası, büyük cengâver Murat Hüdavendigâr’ın yanında yetişmiş, onunla birlikte katıldığı savaşlarda büyük kahra­manlıklar göstermişti. Nitekim Kosova Meydan Savası’nda da kumanda ettiği birliklerin başında gös­terdiği büyük kahramanlıklar ve üstün bir idareci­lik gücüyle zaferin tecellisinde pek önemli rol oy­namıştı. Babası Murat Hüdavendiqâr’ın yaralı bir Sırplı tarafından hançerle vurulup, şehit edilmesiyle, savaş meydanında padişah olmuştu.

Padişah olduktan sonra, bir rivayete göre ba­basının vasiyeti üzerine, bir rivayete göre de etrafındakilerin teşvikiyle, babasının ölümünden haberi olmayan ve asker tarafından çok sevilen kardeşi Yâkup Çelebi’yi çadırına çağırtarak orada boğduran Yıldırım Bayezit, Osmanlı sülâlesinde kardeş katli­ni başlatan ilk hükümdar oldu.

Yıldırım, Kosova zaferi ile Balkan yarımadası üzerindeki Türk egemenliğini sağlamladıktan sonra, gözlerini İstanbul’a çevirdi. Karadeniz Boğazı’nın Anadolu yakasını ele geçirdikten sonra Anadolu Türk birliğini kurdu. Boğaz üzerindeki ilk Türk ka­lesi olan Anadoluhisarı’nı yaptırdı. Sonra İstanbul’un muhasarasına girişti. Bu muhasara sekiz ay sürdü Bizans’ın Türkler eline geçmek üzere olduğunu gö­ren Hristiyan âlemi, yeni bir Haçlı Seferi için ayak­landı. Kuvvetli bir ordu meydana getirilerek Tuna boyuna ilerleyen Haçlılar, Türklerin elindeki en önemli sınır kalesi olan Niğbolu’yu sardılar.

Niğbolu’nun sayıca pek kalabalık olan bir düş­man ordusu tarafından kuşatıldığını haber alan Yıl­dırım Bayezit, İstanbul kuşatmasını kaldırarak, bü­yük bir hızla Niğbolu’ya koştu. Doğan Bey’in ku­mandasındaki Niğbolu kalesi kahramanca dayan­maktaydı. Cesaretiyle ün yapan, Yıldırım Bayezit, Macar sipahisi kıyafetine bürünüp gecenin (23 ey­lül 1396) geç vakti, düşman hatlarını tek başına ge­çerek kale kapısının önüne geldi:

«— Bre Doğan, bre Doğan!..» diye seslendi, Doğan Bey bunu önce bir düşman hilesi sanmış, fa­kat padişahın sesini tanımıştı birden. Heyecanla bur­ca koştuğu zaman, gecenin karanlığına rağmen su­run dibindeki o emsalsiz kır atı gördü. Yıldırım:

«— Hâlin nicedir, bre Doğan?» diye soruyordu. «— Düşman karadan ve nehirden kalayı taz­yik eder, fakat surlar sağlam, erzak boldur. Mâdem ki saadetlû padişahım da yetişmiştir, ne ihtimaldir ki Niğbolu düşe…» dedi Doğan Bey. Yıldırım:

«— Bir iki gün dayanasın, yetiştik biz gayri» diye seslendi.

Bu sesleri duyan Haçlılar kalenin önünde duran kır atlı ve Macar sipahisi kılıklı yabancının üzerine hücum edecek oldular. Ancak Yıldırım’ın yıldırım gibi giden atına yetişemediler…

25 eylül 1396 günü Yıldırım Bayezit, Niğbolu’ yu saran o mahşer? Haçlı ordusuna karşı amansız bir hücuma geçti. Uzun sürmedi bu kanlı savaş. Yıl­dırım, tarihlere nam salan meşhur «kıskaç» plânı ile o muhteşem orduyu imhâ etti.

Haçlı ordusunun başında bulunan Korkusuz Jean esir düştükten sonra:

«— Yemin ediyorum ki, bir daha Türklere kar­şı elimi silâhıma atmam» demişti. Bunu haber alan Yıldırım Bayezit, onu huzuruna çağırttı: «— Ettiğin yemini sana bağışlıyorum. Git. Şerefini kurtarmak için Hristiyanlığın bütün kuvvetlerini bir daha topla ve yeniden gel. Böylelikle bana şan ve şerefimi ar­tıracak yeni fırsatlar verirsin..» diyerek kendisini serbest bıraktı.

Türk kılıcını Niğbolu’da şan ve şereflerin zir­vesine asan Yıldırım Bayezit, beş yıl sonra bu kez doğudan gelen büyük bir tehlike ile daha karşılaş­tı. Türkistan İmparatoru Timur, bir istilâ ordusu hâ­linde üzerine doğru yürümekteydi. Tarihin iki bü­yük ordusu 20 temmuz 1402 günü Ankara civarın­da Çubuk’ta karşı karşıya geldiler. Genç Yıldırım’ın 70 bin kişilik ordusu, Timur’un 160 bin kişilik ordu­sunun karşısında eridi.

Bayezit, yaptığı stratejik bir hatanın yanı sıra içinden uğradığı ihanetlerle savaşı kaybetti. Kaçma­sı için çok fırsatlar geldi ayağına. Ama, buna tenez­zül etmedi. Ölmek için dövüşürken esir alındı. Mağ­rur ve onurlu bir insandı. Bu yenilgiyi de, esareti de asla hazmedemedi. Yedi ay sonra kahrından öldü…

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

144 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım