Hoşgeldiniz  

Yavuz Sultan Selim Kimdir?

admin | 01 Temmuz 2017 | Genel, Siyaset, Tarih

Türk tarihinin en büyük cihangirlerinden biri olan bir padi­şahtır. II. Bayezit’in oğlu olarak Amasya’da doğ­du. 1512 yılında tahta çıktı. Sekiz yıllık saltanatı sırasında İran’dan Mısır’a kadar uzayan fetihleri ile dünya haritasının şeklini değiştirdi. Çaldıran’da tarihin en büyük zaferini kazanarak Şah İs­mail’in kudretli ordusunu yendi. Mısır’ı fethi sı­rasındaki Mercidâbık’da kazandığı meydan savaşı Türk tarihinin en büyük zaferleri arasındadır.

YAVUZ SULTAN SELİM’in kişilik karakteri hakkında tarih kesin bir fikre sahip olamamıştır. Ba­bası II. Bayezit ile harbe tutuşan, onu ilerlemiş bir yaşında tahtından indirtip sürgüne gönderen, hat­tâ bazı tarihçilere göre onu yolda zehirlettirip öl­dürten; öz ağabeyi ve tahtın vârisi olan Sultan Kor­kut ile 7 yeğeninin kellelerini vurdurtan Yavuz, ka­tı ruhlu bir insandır.

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsun etti felek

Giryemî kıldı füzûn eşkimi hûn etti felek

Şîrler pehçe-i kahrımda olurken lerzân,

Beni bir gözleri ahuya zebûn etti felek.

Diyen yüzlerce yıldan beri mısrâları dillerde dolaşan, «Hatayı» mahlasıyle yazdığı şiirlerde hal­kın konuştuğu Türkçeyi kullanan, Farsça divânı ile bir edebiyat şaheseri yaratan; Mısır’ı fethederken şehit düşen Sadrâzam Hadım Sinan Paşa’nın ölüm haberi karşısında «Mısır’ı aldık amma, ne çare kİ Sinan’ı kaybettik» diye gözyaşları döken şair ruh­lu, hassas yaradılışlı bir insandır.

Sonraları adını «Muhteşem», «Cihan Padişahı» gibi sıfatlarla tarihe geçirtecek olan sevgili oğlu Ka­nunî Sultan Süleyman’a, küçükken dünya haritası­nı gösterip;

«— Bu harita-i âlem bir padişaha az gelir…» di­yecek kadar haris görünürdü zaman zaman.

«— Benim altın ile doldurduğum hazine-i hü­mâyûnu benden sonra gelenlerden kim mangır lie doldurursa, hazine onun mührü ile mühürlensin. Bu böyle olana kadar benim mührüm kullanılsın.» em­rini verecek kadar mağrurdur da Yavuz Sultan Se­lim. Fakat hazine-i hümâyûnun, Topkapı Sarayı mü­ze oluncaya kadar onun akik mührü ile mühürlen­diği de bir gerçektir.

Çaldıran Seferi sırasında dört aydan beri yolda oldukları halde bir türlü Şah İsmail’in ordusu ile karşılaşamamaktan huzursuzlanan orduda başgösteren geri dönmek arzusu karşısında atına atlayıp: «— Er­kek olan peşimden gelsin, isteyen donunu başına geçirip karısının yanına döner. Ben Şah İsmail’in or­dusunu bulmaya gidiyorum!..» diyerek atını süre­cek ve bütün orduyu peşinden sürükleyecek kadar yiğit yaradılışlıdır da.

Mısır Seferi sırasında, yolda, devrin ulemâsın­dan İbni Kemal Ahmet Şemseddin Efendinin atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz Sultan Selim’in kaftanına yapışıp lekelemesi ve buna ibni Kemal’in çok üzüldüğünü görmesi karşısında: «— Ulemanın atı ayağından sıçrayan çamur bizim için bir ziynet­tir. Bu kaftanım bu çamur ile saklanıp tabutumuz üstüne örtüle.» diyecek kadar da âlicenap ve say­gılı bir yaradılışa sahipti. Ve türbesinde bugün da­hi bu çamurlu bej rengi kaftan onun sandukasını örtmektedir.

Çaldıran zaferinden sonra, büyük yararlık gös­teren Hadım Sinan Paşa, elini öpmeye geldiğinde: «— Hayır paşa… Asıl seni alnından öpmek gerek­tir» demek tevazuunu da gösteren insandır Yavuz.

Mısır’ın fethi ile halifeliği Osmanoğullarına mal eden Yavuz Sultan Selim, adına hutbe okunurken kendisinden «Hâkimûl Haremeyniş – Serifeyn» di­ye bahseden hatibin sözünü kesip «hâkim değil, hâdimdir» diye müdahalesi de onun tevazuunun bir diğer ifadesidir.

Sırtında çıkan bir çıbanı tabibe dahi göstermek lüzumunu hissetmeyen koca Yavuz, hamamda bunu tellaka sıktırmış ve bu patlatılma ameliyesinden sonra daha da azan çıbana önem vermiyerek Ma­caristan seferine çıkmak üzere orduyu hümâyûn ile birlikte Edirne’nin yolunu tutmuştu. Ancak alelâde bir çıban olmayıp son derece tehlikeli bir «şiripençe» olan bu rahatsızlık çok geçmeden fecî bir şekil almış ve cihan fatihini yola devam edemiyecek bir ıstırap ve halsizliğe düşürmüştü. Çok tuhaf bir tesadüf eseri olarak sekiz yıl önce babası II. Bayezit’in vefat ettiği noktada duruldu. Artık son demlerinin geldiğini anlamıştı. Nedîmi Haşan Can ile aralarında şu konuşma geçti.

«— Hasan, bu ne haldir?..»

«— Devletlûm, Cenâb-ı Hak’ka teveccüh edile­cek zamandır…»

«— Çocuk!.. Sen beni bunca zamandır kimin­le bilirdin?..»

Ve arzusu üzerine Hasan Can, kulağının dibin­de Yâsin okurken, ruh teslim etti koca Yavuz Sul­tan Selim…

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

Habertürk, Mynet,

73 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?





Bumerang - Yazarkafe
© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım