Hoşgeldiniz  

Yahya Kemal Beyatlı Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel

1884-1958 tarihleri arasında yaşamıştır. GÜNÜMÜZ şiirinin en güçliü sanatçısı. 1884’te Üskiüp’te doğdu. 1958’de İstanbulda öldü. Balkan has­retini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişam de­virlerini hiçbir zaman unutamadı. Gençken Pa­ris’e giderek Siyasal Bilgiler Okulu’una girdi. Do­kuz yıl sonra İstanbul’a döndü. Varşova, Madrid, Karaşi elçiliklerinde bulundu. Tekirdağ ve İstan­bul’dan milletvekili seçildi. Şiirlerini sağlığında bastırmadı. Eserleri ölümünden sonra yayınlandı.

YAHYA Kemal Beyatlı’nın asıl adı Agâh’tır. Şehsüvar Paşa torunlarından olduğu için Beyath soy­adını almıştır. 1903 yılında Paris’e gitmiş olan Yahya Kemal, böylelikle kendisinden önce Türk şiirine damgasını vurmuş olan Abdülhak Hâmit ve Tevfik Fikret’in te­siri altında kalmaktan kurtulmuştur. Ama, gittiği Si­yasal Bilgiler Okulu’nda Avrupa tarihi öğreten Albert Sorel’in Osmanlılardan hemen hiç sözetmemesi, ondaki millî gururu zedelemiştir. Bu hızla, kendi tarihinin yükseliş devrine eğilen Yahya Kemal, so­nunda İstanbul şairi olmuştur. 1912’den sonra, ilk şiirlerini «Bulunmuş Sayfalar» başlığı altında yayın­lamış, ama bunu pek seyrek yapmıştır. 1912’de Pa­ris’te yazdığı «Açık Deniz» şiirinin yayım tarihi 1925′ tir. Böyle davranmasının sebebi, görüştüğü Fransız şairlerinden edindiği titizlik ve alışkanlıktır. Şiirde kelimelerin ses yapısında ve aruz âhengine önem verdiği için mısralarını mütemadiyen değiştirmiş, oluşturmuştur. Ancak ömrünün son on beş yılı için­de sık sık şiir yayınlamağa başlayabilmiştir.

İyi bir kültürle yetişen Yahya Kemal, Paris’ten İstanbul’a dönünce 1915’ten 1923’e kadar Üniversite’ye intisap etmiş «Batı Edebiyatı Tarihi» ve «Me­deniyet Tarihi» derslerini okutmuştur. Bu arada, 1922’de Lozan Sulh Heyeti’nde müşavir sıfatıyla bu­lunan büyük şair, 1923’te, İkinci Büyük Millet Meclisi’ne Urfa milletvekili seçilmiş, 1926’da Varşova, 1929’da Madrit Büyükelçimiz olmuştur. Daha sonra, tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren Yah­ya Kemal Beyatlı, yedinci seçim devresine kadar milletvekilliğinde kalmıştır.

Beyath, bir süre Üniversite’de Garp Edebiyatı da okutmuştur. Ancak, bu tarzdaki eğitime hazırlıklı ol­madığı için bunu sürdürememiştir. Daha ziyade Sokrates tarzında canlı sohbetleriyle bilgilerini ve duy­gularını başkalarına aktarmıştır. Emirgân sohbetleri, yıllarca sürmüştür.

Şiirden başka makale ve sohbet tarzında nesir yazıları da olmakla beraber sanatçının asıl kişiliği şiirden gelir. Eserleri, bu bakımdan üç grup teşkil eder: Eski şiirin rüzgârıyle meydana getirdiği gazel ve benzeri şiirler, gerçek İstanbul şiirleri, bir de ölüm ve sonrası gibi metafizik ya da felsefi temaları işlediği yalın şiirler. Tarih zevki bilhassa İstanbul şiir­lerinde kendini göstermiş ve tarih bilgisi İstanbul’un fethi üzerinde derinleşmiştir.

Yahya Kemal Beyath kendine inanmış bir sanat­çıydı. Kendinden başka sanatçıları da kolay beğen­mezdi. Çevresinde hayranlarının bulunmasından mutlu olurdu. Kendi şiirlerini belirli bir melodiye gö­re, o şiir o ahengi kaldırsın kaldırmasın, okumaktan zevk alırdı. Karakteri itibariyle neşeli, o nispette de kuruntulu, vehimli bir insandı. Ailesiyle ilgisini tamamiyle kesmişti. Kişiliğinden başka dayanağı yok­tu. Onun, Atatürk’ün sofrasında söylediği bir söz, çok şöhret kazanmıştır. Atatürk,

  • Yahya Kemal Bey, Ankara’nın en çok nesini beğendiniz?

diye sormuştu. Yeni milletvekili de hemen cevap vermişti:

  • İstanbul’a dönüşünü, Paşam…

Yahya Kemal Beyath, Atatürk hakkında tek mıs­ra yazmamıştır. Ama gençliğinde âşık olduğu Celile Hanım için «Vuslat» şiiri gibi bir anıt bırakmıştır. Melek Celâl Sofu’nun (ressam) bir hâtırasına göre Celile Hanım’la evlenemeyişi Yahya Kemal’i ömrü boyunca bir yuva kurmaktan yoksun bırakmış, hiç­bir kadın, ona bu aşkı unutturamamıştır. «Erenköyü’nde Bahar» gibi, «Geçmiş yaz» gibi birçok şiir, bu sevginin neticesidir.

Bununla beraber, şairi, çok sıkıntıya düştüğü yıllarda, Kavaklıdere Şarap Fabrikası’na iki mısralık bir reklâm şiiri yazdığını da görüyoruz:

Biz veda etmek üzreyiz kedere

Getir ahpâba bir Kavaklıdere…

Yahya Kemal’de, alelâde bir sözü şiir haline ge­tirme gücü vardı, Süleyman Nazif’in İbnül Emin Mahmut Kemal hakkında söylediği:

Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine

mısrasnı hemen bir mısra ilâvesiyle gerçekten şiir ha­line getirmişti:

Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine

Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine

Kırk yılı aşan edebî hayatının mahsulü, belki küçüklü büyüklü kırk parça eseri aşmaz, ama, hepsi de seçkin, hepsi de biribirinden güzeldir. Günümüzde de halen canlılığını koruyan eserlerdir.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

109 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım