Hoşgeldiniz  

Ulubatlı Hasan Kimdir?

admin | 26 Haziran 2017 | Eğitim, Genel, Tarih

1428-1453 tarihleri arasında yaşamıştır. İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını di­kerken şehit düşen yiğit askerdir. Bursa’nın Ulubat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet’in ku­mandasında Orduyu Hümayûn’a asker olarak İs­tanbul muhasarasında katıldı. Büyük taarruz sıra­sında İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını dikerken şehit düştü. Fethin bayraklaşmış bir kah­ramanı olarak adı, beşyüz yıldan beri gönüllerde yaşar. Ulubat’ta adına dikilmiş bir anıt vardır.

İSTANBUL tam 53 günden beri muhasara al­tındaydı. 23 yaşındaki genç padişah ve dâhi kuman­dan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl almaz askerlik mucizeleriyle Bizanslıları şaşkına çe­virmişti. Koca Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık belliydi bu.

28 mayısı 29 mayısa bağlayan gecenin sabahı­na doğru, mehter «gülbanklar» vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu Hâkan, hücum emrini ver­mişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulak­larında çınlıyordu:

«Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu Şehr-i Konstantiniye cenginde silâh arkadaşlarım, yi­ğitlerim! Sîzleri buraya, kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha bü­yük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Ci­handa ün salmış bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye’de mahalle mahalle, bu şehri zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anıla­caktır…»

Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye susamıştı.

Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcı­nı çekmiş, davudî sesiyle âdeta gürlüyordu:

«— Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürü­yün… Zafer sîzindir ..»

Asker, saflar halinde atılıyordu. 53 günden beri o mucize topların döve döve hamurlaştırdığı surla­rın üzerine doğru yüklenen bir insan seli vardı. «Allah Allah» sesleri bir uğultu halinde semâyı kap­lıyordu. On binlerce meşalenin sarı aydınlığı üstüne, henüz güneş doğmamıştı. Serdengeçtiler surların, kalelerin üzerine yalın kılıç atılıyorlardı. Kalelerden, surlardan taş yağıyordu. Ok yağıyordu. Kızgın yağ ve aley alev yanan katran yağıyordu.

Sultan Mehmet Han, kahraman ordusuyla ve olanca ağırlığıyla yükleniyordu Bizans surlarının üzerine… Serdengeçtileri fedaîler, fedaîleri «Başı­bozuk» askerler takip etmişti…

Tanyeri ağarırken sıra üçüncü safa gelmişti. Üçüncü hücum kolunu, ordunun en seçkin askerleri teşkil etmekteydi.

Bursa’nın Ulubat köyünden Hasan da vardı bu safın arasında. Ordunun bayraktarıydı. Bir elinde kı­lıcı, bir elinde sancağı şahlanmıştı… Ve kulakların­da Sultan Mehmet Han’ın bir akşam evvel iradettiği büyük nutkun sözleri tane tane uğulduyordu:

«Surlar vakıa bir harabe haline gelmiştir am­ma, surlar üzerine atılacak yiğitler büyük bir tehlike ile karşılaşacaklardır. Maharetimiz ve cesaretimiz her şeyin üstündedir. Zafer rüzgârı bizden yana ese­cektir. Konstantiniye bizim olacaktır…»

Bursa’nın Ulubat köyünden bayraktar Hasan da yaklaşmıştı surların üzerine. İri parmaklarıyle gön­derini sımsıkı kavradığı şanlı bayrağı, elindeki o kutsal emaneti mutlaka surların üzerine dikmeyi ak­lına koymuştu Hasan. Hilâli sancağını surların üze­rinde dalgalandığı anda düşman için her şeyin bit­miş olacağına inanıyordu.

Bir fırsatını buldu Ulubatlı Hasan. Elindeki kılı­cını savurarak sur harabeleri üzerine doğru atıldı. Birkaç yiğit de kendisini takip etmişlerdi. Hasan en önde idi. Bir yandan kılıcını sallıyor; bir yandan da hilalli sancağı gözlerini diktiği burca doğru ulaştır­maya çalışıyordu.

Bu cehennem ateşinin ortasında, koçyiğitler yiğiti Hasan, iğrikapı tarafındaki burcun üzerine çık­mayı başardı. Sancağı dikti o burcun üzerine. Fakat aynı anda mancınıkla atılan büyük bir taşın ağırlığı altında dizleri üstüne düşüverdi. Doğrulmaya çalış­tı. Fakat aynı anda üstüne belki otuz, belki kırk ok birden yağdı. Oracıkta yere yığılıverdi.

Peçevî’nîn ünlü tarihînde «Âdem ejderhası» ola­rak vasıflandırdığı dev cüsseli yiğit Ulubatlı Ha­san’ın diktiği sancak, o anda Bizans’ın tüm ümidini yitîri vermişti. Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpu­şu artık surların üzerinde idi. Elli üç günlük direnişi kökünden tüketen an gelmişti. Öte yandan sanca­ğın Bizans surları üzerinde dalgalandığını gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmıştı ileri.

Nihayet Hazret-i Peygamberimizin müjdelediği tarihî ve kutsal an gelip çatmıştı. 23 yaşındaki Sul­tan Mehmet Han secdeye gelerek Ulu Tanrı’ya şük­retti. O andan itibaren genç hükümdar ve kuman­dan «Fâtih» ünvanını da almış oluyordu…

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

46 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?





Bumerang - Yazarkafe
© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım