Hoşgeldiniz  

Türkiye’de Kadına Şiddete Yönelik Yapılan Uygulamalar!!!

admin | 27 Haziran 2017 | Dünyadan, Eğitim, Genel, Hukuk, Sağlık

Türkiye’de özellikle 1980’lerden sonra kadına karşı şiddetle mücadele için yü­rütülen kampanyalar sayesinde, kadına yönelik şiddet kamuoyu gündeminde yer almıştır.

1987’de kadın hareketi tarafından başlatı­lan “Dayağa Hayır!” kampanyası, Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunda yapılan ilk kampanyadır. Bu kampanya, İstanbul’da başlamış daha sonra diğer şehirlere yayıl­mıştır. Kampanyanın en önemli sonuçları, sığınma evleri ve kadın dayanışma merkez­lerinin kurulmasıdır.

“Dayağa Hayır” kampanyasını takip eden yıllarda sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri tarafından ülke çapında “Kadın Bakış Açısından Türk Ceza Kanunu Reformu Kampanyası” yürütülmüştür.

1997 Ulusal Eylem Planı kapsamında; kadı­na yönelik şiddetin önlenmesi için yapılma­sı gerekenler hükümet, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerinin çalışmaları olarak ayrı ayrı ele alınmıştır. Bu eylem planı; şid­detle ilgili hizmet içi eğitim programları, da­nışma merkezlerinin ve kadın sığınma evle­rinin sayı ve niteliğinin arttırılması, medya ve hukuki kanallarla işbirliği konularını kap­samaktadır.

25 Kasım 2004 tarihinde KSGM (Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu işbirliği ile “Kadına Karşı Şiddete Son Kampanyası” düzenlenmiştir. Kasım 2006-Mart 2008 tarihli arasında “Aile İçi Şiddet Dahil Kadınlara Yönelik Şiddetle Mücadele Kampanyası” düzenlenmiştir.

853 sayılı araştırma komisyonu; 11 Ekim 2005’te, TBMM’de “Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak, Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi” amacıyla kurulmuş ve çalışmalarını 11 Şubat 2006’da tamamlamıştır. Raporda, daha çok kadına yönelik şiddete ilişkin olarak namus cinayetleri ele alınmıştır.

“Çocuk ve Kadınlara Yönelik Şiddet Hareketleriyle Töre ve Namus Cinayetlerinin Önlenmesi için Alınacak Tedbirler” konulu Başbakanlık Genelgesi, 4 Temmuz 2006’da yayınlaşmıştır. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü arasında düzenlenen “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Polisin Rolü ve Ugulanacak Prosedürler Eğitimi Projesi Protokolü”, 26 Aralık 2006 tarihinde imzalanmıştır.

Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ile Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü işbirliğiyle hazırlanan “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadelede Sağlık Personelinin Rolu ve Uygulanacak Prosedürler Eğitimi Protokolü”, 3 Ocak 2008 tarihinde imzalanmıştır. Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesinde Yargı Mensuplarının Rolü Projesi Protokolü”, 1 Nisan 2009 tarihinde imzalanmıştır.

Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Katkısının Sağlanması Propesi Protokolü, 12 Nisan 2010 tarihinde imzalanmıştır. “Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2007-2010” yürürlüğe girmiştir. 4320 sayılı Kanun’da aile içi şiddet; aile içi şiddet; aile içinde bir bireyin diğer bireye yönelik uygulandığı fiziksel, duygusal ve sözel şiddet olarak tanımlanmıştır. Bu kanunda 5636 sayılı kanunla değişiklik yapılmıştır. Kapsam genişletilmiştir, sadece aynı çatı altında yaşayan eşler değil, aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireyleri, aynı çatı altında yaşamayan veya boşanma aile bireyleri ve çocuklarda kapsama alınmıştır. “Kusurlu eş” yerine “kusurlu diğer aile bireyleri” kavramı getirilmiş olup diğer aile bireyleri hakkında da tedbir kararı alınabilmektedir. “Oturdukları ev” ifadesi “birlikte ya da ayrı oturdukları ev”, evin eşe ya da çocuklara tahsisi ifadesi yerine “aile bireylerine tahsisi” ortak konuta gelmemesi ifadesi yerine mağdurun yaşamakta olduğu konuta ya da işyerine gelmemesi şeklinde düzenlemiştir. “Şiddet uygulayanın sağlık kuruluşuna muayene ve tedavi için başvurması” eklenmiştir. Böylece şiddet uygulayanın herhangi bir rahatsızlığı bulunup bulunmadağı ve alınacak önlemlerle şiddetin azaltılması düşünülmüştür.

Kadına şiddet normal bir davranış şekli olmasa da günümüzde normal hale getirtilmeye çalışılan bir eylemdir. Kadına şiddet sadece dayakla kalmayıp; kadın gezdiği, giyindiği, konuştuğu ve sosyal hayatın her alanında görev aldığı her an şiddettin odak noktasıdır. İş yerinde ayrı, ev de ayrı, sosyal ortamlarda ayrı şiddete maruz kalmaktadır. Doğum yaptığında ya da süt izni gibi yasal iznini kullandığında psikolojik olarak baskı altında kalarak yaşamın her evresinde mücadele vermektedir.

Bu nedenle kadına ve çocuğa karşı şiddeti önleme konusunda en büyük görev yine kadınlara düşmektedir. Kendisini toplumun bir bireyi olarak kabul ettirmeli ve gelecek nesile kadının önemini anlatarak, gerekli yeri alması ve toplum içerisindeki konumunu sağlamlaştırması gerekir. Özellikle erkek çocuklara küçük yaşlardan itibaren diğer cinse ve hayvanlara nasıl davranması gerektiği öğretilmeli ve her konuda eğitilmelidir. Her şeyden önce çocuklara çevreye, insanlara ve hayvanlara saygı duyulması gerektiği benimsetilmedir.

Kaynak: Kadın Sağlığı ve Hastalıkları,

180 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım