Hoşgeldiniz  

Su Altına Dalabilen Hayvanlar ve Özellikleri!!!

admin | 11 Mayıs 2018 | Genel, Hayvanlar Alemi

Su altında uzun süre kalabilmek için hücresel solunum gibi gerekli fizyolojik işlemleri gerçekleştirebilme özelliğine sahip omurgalılardır. Bu tür solunum yapıldığında akciğerlerle yürütülen solunum işlemi durur. Kas büzülmeleri ve belirli hücresel işlevler için gerekli enerji ancak hücrelerin solunumu sürdürebilmesiyle sağlanır. Ayrıca denizdeki su basıncı her 10 metrede 1, atmosfer arttığından artan su basıncı tehlikesine karşı koyabilecek yapıda olurlar. Su altında kalabilme süresi, dalıcıdan dalıcıya değişir. Örneğin Karet kaplumbağası yarım saat dalabildiği halde kimi suyılanları 8 saat su altında kalabilirler; bunların, ağız boşlukları ve dışkılıkları yoluyla erimiş oksijeni suyun içinden alabildikleri düşünülür. Penguen, yelkovan, ustura gagalı alk gibi dalıcı kuşlar, su altında ancak bir dakika kadar kalabilirler. Dalıcı memelilerin birçoğunun dalış süresi bundan çok fazladır. Örneğin su köstebeği ortalama 30, foklar ve kunduzlar 15, gökbalinalar 50 dakika kadar su altında kalabilirler. Dalıcılar arasında su altında en çok kalabilen ispermeçetbalinalarının dalış süresi 75 dakikadır.

Dalıcı hayanlar karada yaşayan türlerinden daha fazla su altında kalma yeteneğine sahip olmalarını sağlayan birtakım nitelikler geliştirirler. Akciğerleri, karasal hayvanlarınkinden büyük olmamakla birlikte kanda ve kaslarda daha fazla oksijen biriktirme yeteneğine sahiptirler. Örneğin kan, insanda ağırlığının en çok %7’sini kapsar. Oysa bu oran misksıçanında %10’u, fokta %16’yı bulur. İnsanda 100 ml kana düşen oksijen miktarı 20 ml iken, bu oran misksıçanında 25, fokta ise 29 ml üstündedir. Bunun nedeni, oksijen taşıyıcı homoglobinin dalıcı hayvanların kanlarında daha youn bulunmasıdır. Ayrıca, kaslardaki miyoglobin renk maddesi de geniş bir oksijen deposu oluşturur. Örneğin, foklarda toplam oksijen depolarının hemen hemen yarısı, hayvanların kaslarında bulunur.

Dalıcı havyanlar, bu oksijen depolarını tutumlu kullanırlar çünkü kap atışları dalış sırasında genellikle daha yavaşlar. Genel metabolizma düşer ve yüzeysel dolaşımın bir bölümü de kapanır. Bu süre içinde, örneğin denizkaplumbağasında kalbin işleyişi, normal zamandakinin ancak %5’idir. DAlış yapmadığı zamanlarda dakikada 80 vuruş yapan fok kalbi, dalış sırasında 10 vuruş yapar ve düşüş süresince oksijen kullanma oranı kısa zamanda hemen hemen 2/5 oranında normalin altına düşer. Dalıcı hayvanın kasları, oksijen deposu tüketilse bile, işlevlerini oksijensiz solunum biçiminde sürdürür. Anaerobik solunumda oksijene gereksinme duyulmaz; ancak bu tür solunum sonucunda lakti asit birikir. Hayvan suyun üstüne çıktığında, laktik asit, dolaşımını normal bir şekilde yapmaya başlayan kanın içinden geçer ve yükseltgenir. Yükseltgenme işlemi, dalıştan hemen sonra oksijenin normalin üstünde tüketilmesiyle başlar. Örneğin fok, dalıp çıktıktan sonra 15 dakika içinde aldığı derin soluklarla tüketilmiş oksijen depolarını yeniden doldurur.

Solunumun bir sonucu olarak dalış sırasında karbondioksit birikir. Fakat dalıcı hayvanlar bundan etkilenmeyecek biçimde gelişmişlerdir. Karbondioksitin çok az bir miktarı beyindeki alıcı sinir uçlarını uyardığı gibi gittikçe artan solunum hareketlerini de başlatır. Bazı dalıcılar, çok derinlere dalabilirler. Örneğin, Pasifik morsu 80, gökbalina 100, ispermeçetbalinası 900 m’ye dalabilir. 500 m derinlikte 50 atmosferlik basın bulunduğu düşünülürse, bu hayvanların derinliklere dalarken ne kadar büyük basınç farklılaşmalarıyla karşılaştıkları ortaya çıkar. Dalan bir insan, su üstüne çok hızlı çıktığından, vurgun yeme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu tehlikeyi yaratan, kandaki azotun, basıncın ani düşmesi sonucu eriyik biçimden çıkması, kan damarlarında küçük gaz kabarcıkları oluşturması durumudur. Balina gibi bir dalıcı için böyle bir tehlike yoktur.

İnsan, dalış sırasında yapay da olsa  solunum yapar, oksijen alır ve kanı azotla da doldurur. Balina ise akciğerlerinin alabileceği kadar havayı çeker. Çoğu zaman akciğerlerin tam dolmasına bile gerek görmez. Böylece, balina belirli bir miktar azot taşır, bu biktar hayvan su yüzüne çıkarken bir vurgun yeme tehlikesi yaratabilecek ölçüde değildir. Derin dalışlar yapan sıcakkanlı dalıcılar ise derinlerde düşük ısı ile karşılaşırlar. Bu durumda vücut sıcaklığının sağlanması gerekliliği, diğer işlemleri de yerine getirmekle yükümlü gergin metabolik kaynaklara ikincil bir yük olur. Vücudun derialtı yağ tabakalarıyla iyice kaplanmış olması vücut sıcaklığının sürdürülmesini sağlayan en önemli etkendir.

Kaynak: Hayvanlar Ansiklopedisi,

21 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım