Hoşgeldiniz  

Sokrates’ten Önce Felsefe Bilimi Nasıldı?

admin | 16 Aralık 2015 | Felsefe, Genel

 

MÖ 6 yüzyıl ve MÖ 5 yüzyılın sonuna kadar, bilimin, tanrıbilim ve doğmakta olan felsefenin kavramsal araçlarını ortaya koyan Yunan düşünürlerini belirtir. Onlardan önce, Homeros şiirleri çevrimi evrenin ortaya çıkışını anlatan Hesiodos7un açkılamaları, mitolojiler, yarı masalsı kişiler olan, Eski Yunan’ın Yedi Bilgesi ve kuvvetin egemen olduğu hayvansal alanın üstünde bulunan bir adalet alanını belirtmek için ilk yasa koyucuların giriştikleri çabalar dikkati çeker. Onlardan sonra da çalışmalarının olanaklı kıldığı Eflatun’un va Aristoteles’in büyük felsefeleri otaya çıkar.

Evrenin keşfi yani kozmos. Sokrates öncesi felsefecilerin en büyü katsının, kozmosu yani şaşmaz bir düzene uyan ve ilkelerini insan düşüncesinin kavramayı umut edebileceği bir evreni keşfetmek olduğunu söyleyebiliriz. Miletos7ta Thales tarafından kurulan, Anaksimandros ve Anaksimenes tarafından sürdürülen İonia okulu içinde ilk doğa düşünürleri bütün varlıkların içinden çıktığı temel ilkeyi araştırmaya koyudular. Thales için su, Anaksimenes için hava, Anaksimandros için sonsuz. Söz konusu ilkenin maddesel olması, dünyayı, sürekli olarak doğan ve ölen canlı bir varlık olarak betimlemeyi engellemiyordu.

pleiades

Pythagoras’a göre evrenin düzeni aritmetik bir uyum gibiydi ve sayılara dayanan yasalara bağlıydı. Bu yasalar, gökbilimde olduğu gbi imüzik gamının bağıntılarında ve insanların birbirine adaletli davranmalarında da bulunuyordu. Pythagorasçılık, ruhgöçü inancını orpheusçuluktan aldı, ama buna dünya nimetlerinden yüz çeviren bir ahlak da ekledi. Bu ahlak, ruhların, varlıklar aşamasında yükselmesi için arınması gerektiğini ileri sürüyor ve böylece yararcı dinlere oranla büyük bir ilerleme gerçekleştirmiş oluyordu.

Karanlık diye nitelenen Ephesoslu Herakleitos, oluş ve değişmeyi açıklayan ilk felsefeci ve dayalektiği ilk ortaya atandır.

Gerçekten de Herakleitos, çelişkinin bütün varlıkların içinde olduğunu bir uyumun da bulunduğunu ama bunun karşıtlıkların çatışmasından doğduğunu söylemişti.

2911f820-acd9-49d6-b5b4-df3c3f769253

Ksenophanes’in kurduğu Elea okulu, bilimsel uğraşıları geri plana attı ama dine ve gizemlere karşıt olan tanrıbilimi ortaya koydu. Ona göre Tanrı Bir’di. Parmenides ise Herakleitos gibi doğa düşünürlerinin varlığın ancak görünüşünü açıkladıklarını ileri sürdü. Hareketin gerçek olarak var olmadığını, temel varlığın bir olan varlık olduğunu, hareketsizlik içinde bulunduğunu, belir bir belirlenmişliği de olmadığını söyledi. Böylece felsefe, fizikten kopmaya, metafizik haline gelmeye, duyusal görünüşlerin ardında saklanan varlık korusunda doğru düşüneler ortaya koymaya yöneltiliyordu.

Ama görünüşler, maddeci bir varlıkbilim yönünde de aşılabilirdi. Başlıca temsilcisi Demokritos olan ve Abdera’da Leukippos tarafından kurulan okulun yaptığı da buydu. Bu okula göre gerçek varlık bir tek değil çoktu. Yalnızca atomlar ve boşluk vardı. Atomlar sonsuz sayıdaydı. Öncesiz-sonrasızdı ve çeşitli boyutlardaydı. Atomlar, bir araya gelerek büyük var olanları oluşturuyorlardı. Ruh atomlardan türemiş olduğu için onların bilgisini edinebilirdi. Ögeler üstünde önemli duran Agrigentolu Empedokles, İonia okulunun görüşlerine yeniden döndü. Bu felsefeciye göre, var olanlar dört öğeden yani hava, ateş, su, topraktan oluşuyordu. Doğa düşünürlerinin öğelerinin ilk baştaki kaostan Zeka ya da Akıl tarafından nasıl çekip çıkarıldığı ve biçimlendirildiğini açıklayan Anaksogoras’da da aynı dönüş söz konusudur. Onun görüşlerinde, idealizmin bir ilk örneğini ve var olanların bir yetkinliğe yöneldiklerini ileri süren ereklilik ilkesini buluruz.

tanrC4B1larmitoloji-1

Parmenides’in en ünlü öğrenisi Elealı Zenon hocasına karşı çıkan ve varlığın çokluk olduğunu ve ayrıştırılabileceğini ileri sürenlerin görüşünü çürütmek için keskin bir mantık kullandı ve ince kanıtlar ileri sürdü. Bunların en ünlüsü Akhilleus ve kaplumbağa kanıtıdır. Buna göre kaplumbağa, Akhilleus’un biraz ilerisinden yarışa başlarsa, Akhilleus kaplumbağaya hiçbir zaman yetişemeyecektir. Çünkü Akhilleus kaplumbağanın hizasına geldiğinde kaplumbağa biraz ilerlemiş olacaktı ve Akhilleus’un onun hizasına yeniden gelmesi gerekecekti ama kaplumbağa yeniden ilerlemiş olacaktı ve bu sonsuza kadar böyle sürecekti. Böylece Zenon, güçlü bir akıl yürütme olan saçmaya indirgeme yoluyla kanıtlamayı bulmuş oldu. Sofistler bu diyalektiği göreci ve kuşkucu bir doğrultuda geliştirdiler. Sözgelimi Protagoras, her soruda aynı güçte iki savın karşı karşıya geldiğini ve bunlardan birinin ötekini çürütmediğini ileri sürdü. Söz varlıkları yansıtan bir şey değil, haklı ya da haksız olan her davanın hizmetine koşulabilecek basit bir araçtır.

Sofistlerin ideolojisi her şeyden önce sitenin dengesini ve bireyin mutluluğunu amaçlıyordu. Ama içlerinden çoğu doğrunun yerine yararlıyı koymuşlar ve salt başarı için başarı elde etmek gerektiğini salık vermişlerdi. Ama onların eleştirici düşüncesi, hitabet sanatının mantığın, dilbilgisinin ilerlemesine sağladığı ve Eflatun’un güçlü bir yanıt vermesine yol açarak, felsefeye dolaylı olarak katkıda bulunmuştur.

Sokrates’in ortaya çıkışı bir çağı sona erdirmiştir. Eflatun onun ağzından şöyle der: Kendi hakkınmda bildiğim olmadığı halde, yabancı varlıklar hakkında bilgi edinmeye kalkışmam çok gülünç geliyor bana.

Gods

Bu yabancı varlıklar bilimsel bilgilerden ve dünyanın araştırılmasına yönelmekten başka şey değildir. Sokrates, bunların incelenmesi için zamanın erken olduğunu ve daha acil işlerin dolayısıyla da bir yana bırakılmaları gerektiğini söyler. Kendini tanı ya da kendini bil sözü insan bilincinin, irdelenmesi daha güç bir alan olduğunu ve ancak bu iş yapıldıktan sonra daha hazırlıklı olarak evrene dönebileceğimizi ve onu tanıyabileceğimizi ifade eder.

597 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım