Hoşgeldiniz  

Sait Faik Abasıyanık Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel

1906-1954 tarihleri arasında yaşamıştır. GÜNÜMÜZÜN ünlü hikâyecilerindendir. Adapazarı’nda doğdu, İstanbul’da öldü. Orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’yle Bursa Lisesi’nde ta­mamladı. Ekonomi tahsili için İsviçre’ye gittiyse de devam etmedi. Fransa’ya geçti ve memlekete dönerek hikâye yazmağa başladı. Geçimini sağlamış olduğu için rahat çalışabiliyordu. Burgaz Adası’nda annesiyle oturdu. Hiç evlenmedi. Şiir, hikâ­ye ve roman türlerinde değerli eserler verdi.

Sait Faik Abasıyanık hikaye ve şiir yazmaya çok küçük yaşta başlamıştır. Sarı okul defterine ya­zı yazmak alışkanlığından hiç vazgeçmedi. Yazıları çok kolay yazılmış, özensiz ve pürüzlü göründüğü halde sanatçı bu sadeliğe büyük bir güçlükle ulaşa­bilmiştir. Aslında çok güç yazardı. Ama hikâye di­li için eskilerin yaptığı gibi «Şu kelimeleri kullan­malı, bunları kullanmamalı» yollu bir ayırım yap­madığı için insan tipleri, bilhassa konuşmalarında, olanca canlılığıyle yaşar. Şiirle hikâyeyi anlatım ba­kımından da, duygu bakımından da karıştırdığı çok olmuştur (Menekşeli Vâdi, Dülgerbalığının Ölümü gibi).

Sait Faik., sokakların, deniz kıyılarının, balıkçı­ların, martıların ve halk çocuklarının hikâyecisidir. Çevresine son derece bağlı, alışkanlıklarında son de­rece ısrarlıdır. O kadar ki, Paris’e ikinci seyahatinde onbeş gün bile kalmadan uçağa atladığı gibi İstan­bul’a dönmüştür.

Daima sevdiği çevrede, sevebildiği insanların arasında yaşamayı tercih eden Sait Faik’in, okul ha­yatında da bu duygular hâkimdi. Nitekim, 1931’de, babasının büyük arzusuyle yüksek ticaret öğrenimi yapmak üzere Lozan’a gitmiş, fakat İsviçrelileri çok sıkıcı bulduğu için, on beş gün sonra okula veda ederek Fransa’da Grenoble şehrine geçmişti. Grenoble, Lozan gibi olmamış, ünlü hikâyeciyi pek sar­mıştı. Önce Grenoble’da, sonra Marsilya’da epey kalan Sait Faik, 1935’te yurda döndü. Babasını 1939′ da kaybedince, bir süre onun İstanbul’daki ceviz kü­tüğü ticaretine devam etmek istedi. Fakat, becere­meyeceğini, ticaret hayatının mizacına uygun bir iş olmadığını çok geçmeden anladı. Vazgeçti. Yine ken­dini kalemine verdi.

Sait Faik Abasıyanık, soluk sarı benizli, çizgili yüzlü, fırlakça açık mavi gözlü bir insandı. Bazı hi­kâyelerinde kendinden de söz etmiştir.Bunlar da esa­sen başlangıç ve sonla biten belirli bir konu yoktur. Bir ânın hikâyecisidir. Ya bir ruh bunalımını anla­tır, ya da çevreyle ilgili bir tasvir yapar. Bizim hikâ­yeciliğimizi küçültülmüş roman örneğinden kurta­rıp onu tasvirden ibaret, ama dinamik bir hâle geti­ren ilk önemli yazar odur.

Abasıyanık’ın kitapları, ilk yayın tarihlerine göre on altı tanedir. Bunlar, sonradan gruplaştırılarak da basılmıştır. Medar-ı Maişet Motoru (1944) ve Kayıp Aranıyor (1953) roman, Şimdi Sevişme Vak­ti (1953) ise şiir kitabıdır. Şiirleri serbest nazımla yazılmıştır. Hikâyeleri ise ilkin şu ciltlerde toplan­mıştı: Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuz Başı (1952), Son Kuşlar (1952), Alemdağı’nda Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Tünel­deki Çocuk (1955), Mahkeme Kapısı (Adliye Rö­portajları, 1956), Son üç eser, ölümünden sonra ya­yınlanmıştır.

Sait Faik Abasıyanık, sağlığında Amerika Bir­leşik Devletleri’ndeki Milletlerarası Mark Tvvain Derneği’ne şeref üyesi seçilen tek sanatçımızdır. Oysa kendisi şiddetle Amerikan aleyhtarıydı.

Hikâyelerinden 41 tanesi, Prof. Sabri Esat Siyavuşgil tarafından Fransızcaya çevrilerek «Un Point sur la Carte (Haritada Bir Nokta)» adiyle Hollanda’­da yayınlanmıştır (Leiden, 1962). Burgaz Adası’ndaki evi, ölümünden sonra annesinin teşebbüsüyle müze haline getirilmiştir. Âşiyan’da, Tevfik Fikret’­in evinde kurulan «Tanzimat Müzesi» ve Çemberlitaş’taki medresede bulunan «Yahya Kemal Müze­siyle beraber, İstanbul’daki edebiyatla ilgili üç mü­zeden biri de ona tahsis edilmişti. Ayrıca, Sait Faik Armağanı adiyle bir de hikâye armağanı kurul­muştur.

Bu kadar önem verilen değerli hikâyecinin sa­natını meydana getiren özellikler nelerdi? Bu özel­liklerin en önemlisi, yazarın hem son derece yerli, hem son derece evrensel olabilmesiydi. Sait Faik Abasıyanık, hikâyelerinde, İstanbul halkını yaşat­mıştır. Bu halkın her katından insanları ele almış, bir fotoğraf makinesi tabiiliği içinde onları birer bi­rer dile getirmiştir. Bilhassa balıkçılar, fakir sokak çocukları, sokak kadınları, iş güç sahibi insanlar, rastgele denebilecek bir seçimle onun hikâyelerinde kendilerini bulurlar. Bu insanların davranışları, bir insan davranışının bütün gereklerine uygundur. Günlük konuşma diliyle yazılmış olan bu hikâyeler­de bir şehri ve o şehrin dünya çevresinde görülebi­lecek olan duygu ve düşünce sistemini buluruz.

Kaynak: 100 Ünlü Türk, Pinterest,

259 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım