Hoşgeldiniz  

Padişah III Selim Kimdir?

admin | 24 Temmuz 2017 | Eğitim, Genel, Tarih

1761-1808 tarihleri arasında yaşamıştır. OSMANLI Padişahlarının yirmi sekizincisidir. 24 Aralık 1761 günü İstanbul’da doğdu. Babası III. Mustafa, annesi Mihrişah Sultan’dır. Kudretli bir hükümdar olmaktan ziyade sanatkâr ruhlu bir in­san ve devrimci bir padişah olarak ün yaptı. Ül­kesini batı uygarlığına doğru itmek isterken kar­şısına dikilen dinî taassubun kurbanı oldu. Ka­bakçı İsyanı ile Yeniçeriler tarafından katledildi (28 Temmuz 1808). Hükümdarlığı 18 yıl sürdü.

Müneccimler oğlu Selim’in bir cihangir olacağını söyleyince, Sultan III. Mustafa buna tam mânasıyle itikat etmiş ve şehzadesini geleceğin büyük bir cihangiri olarak görmeye başlamıştı. Bu yüzden onu yanından ayırmamış, devletin mühim işlerini, büyük dertlerini hep ona anlatmış, onun fikrini al­dıktan sonra kendi düşündüklerini söylemiş ve oğlu Selim’i her bakımdan mükemmel bir padişah olarak yetiştirmek için kendisi de bizzat çalışmıştı.

Ancak ne vardı ki, III. Selim 28 yaşında tahta çıktığı vakit ne Osmanlı Ordusu artık eski gücünde bulunuyordu, ne de kendisi o kadar cesurdu. Bilâkis tamamen tersine idî: III. Selim gevşek, yumuşak ve halim-selim bir insandı, can yakmaktan hiç hoşlanmazdı. Musikiyi sever, süslü besteler yapar, şiirler yazardı. Osmanoğulları arasından pek çok bes­tekâr çıkmış fakat bunların hiçbiri III. Selim’in kâbı­na erişememişti. Engin musiki bilgisinin yanı sıra mükemmel ney ve tambur çalardı. Onun hâmiliği sa­yesinde, saltanat yılları sırasında Türk musikisi bir altın devir yaşamış ve başta Hamamîzade İsmail De­de Efendi île Sadullah Ağa olmak üzere birçok bü­yük bestekâr ortaya çıkmıştı. Kendisi de bestekârlık yönünden devrinin en ünlü bestecilerinden hiç de aşağı değildi. 100’ün üzerinde bestesi bulunan III. Selim’in eserleri bugün dahi dillerde dolaşır:

Ab u tâb ile bu şeb haneme cânan geliyor

Halvet-i ülfete bir Şem-i şebistân geliyor

Perçemi, zîver-i dûş ü nigehi âfeti hûş

Dil-i sevdâzedeye silsile-cünbân geliyor

Bu arada pek takdir ettiği bestekâr ve hânende Hacı Sadullah Ağa’nın, sarayda Mihribân adındaki en gözde cârîyesiyle aşkı karşısında hiddete gelip bu büyük musiki üstadını zindana attırması hikâyesi de vardır. Ancak Hacı Sadullah Ağa’nın zindanda bul­duğu Beyati-Araban makamıyle yaptığı bir beste ile kendisini affettiği gibi Mısırlı câriye Mihriban ile de evlendirmişti.

III. Selim’i büyük yapan, devrin akışını görerek ülkesinin artık eskimiş bulunan düzenini değiştirmek isteyişidir. Onun «Nizâm-ı Cedîd» adını verdiği «Ye­ni Düzen» memleketin batılılaşma yolunda en bü­yük hamlesidir. Yeni okullar açıp, batıdan öğretmen­ler getirtip yeni bir ordunun çekirdeğini ortaya çı­karırken yeterince haşin davranmayışı pek aleyhine oldu. Gericiler bu devrimci padişahı önce tahtın­dan, sonra da başından ettiler.

Ayaklanma, Boğaz’daki Karadenizli Yeniçeri ya­makları arasında başladı. Kastamonulu Kabakçı Mus­tafa adındaki neferi kendilerine reis seçen yamaklar önce Hâriciye Nazırı Mahmut Raif Efendi’yi, sonra Boğaz Nazırını parçalamışlar ve kumandanları Hase­ki Halil Ağa’yı şehit ettikten sonra mürtecilerin ger­çek reisi olan Köse Musa Paşa’dan emir beklemeye koyulmuşlardı. III. Selim’in üzerine titrediği yeni or­dusunu bu çapulculara karşı kullanmak istemeyişi büsbütün aleyhine oldu. 28 mayıs 1807 günü Nizâm-ı Cedîd’i zorla ilgaya mecbur edilen III. Selim, Topal Atâullah Efendi’nin fetvası ile tahttan indiril­di. Ancak iş bu kadarla da bitmiyordu. Gözünü kan bürümüş olan Yeniçeri’ler tahtından indirilmiş bulunmasına rağmen III. Selim’den çekiniyorlardı. Devlet işlerinden elini-eteğini çekmiş olan bu sanatkâr ruh­lu insanı ortadan kaldırmak gerektiğine inandılar.

Otuz kadar âsi, sâkıt padişahın Topkapı Sarayı’ndaki dairesini bastıklarında III. Selim ney çalmak­la meşguldü. Üzerinde en ufak bir silâh olsun yok­tu. Bu yüzden üzerine hücum eden âsilere, elindeki kamış ney ile mukabele ederek kendini korumaya çalıştı. Bu arada haremi Refet Kadınefendi ile hiz­metçisi Pakize Usta, gözlerini kan bürümüş bu zor­balara karşı III. Selim’i korumaya kalkıştılar. Fakat bu iki kadını saf dışı bırakmak hiç de zor olmadı isyancılar için.

Sonra hep birden, elindeki ney ile nefsini mü­dafaaya çalışan III. Selim’in üzerine çullandılar. 0 anda sağ şakağı üzerinde bir kılıç parladı. Sanatkâr ruhlu insan kanlar içinde yere yuvarlandı. O anda ölmüştü III. Selim.

Talihin garip bir cilvesiyle III. Selim’i tekrar tah­ta çıkartmak üzere büyük bir ordu ile İstanbul’a ge­lerek o gün sarayı işgâl eden Alemdar Mustafa Pa­şa, Arz odasının kapısı önünde III. Selim’in parça­lanmış cesediyle karşılaşmıştı…

Lâleli’de, babasının türbesinde toprağa verildi. Arkasında «Büyük reformcu», «Büyük bestekâr» ve «Büyük şair» gibi ölümsüz namlar bıraktı III. Selim,..

Kaynak: 100 Ünlü Türk, Wikipedia,

159 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım