Hoşgeldiniz  

Padihaş II. Abdülhamit Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Genel, Savaş Sanatı, Tarih

1842-1918 tarihleri arasında yaşamıştır. OSMANLI Padişahlarının 33.cüsüdür. 1876’dan 1909 yılına kadar 33 sene hükümdarlık etmiştir. Abdülmecit’in ikinci oğluydu. Annesinin adı Pir-i Müjgân idi. Beşinci Murat sinir hastası olduğu için yerine tahta çıkarılmış, ama, kendisini tahta çıka­ranlara verdiği sözde durmayarak meclisi kapat­mıştı. Selânikte başlayan ihtilâl hareketi sonucu. II. Meşrutiyeti ilân etmiş. 31 Mart vakasından sonra da sürgüne gönderilmiş, dönüşte ölmüştür

İKİNCİ SULTAN ABDÜLHAMİT, gerçekten ünlü bir hükümdardı. Hakkında pek çok şey yazıl­mış ve bunlar çoğaldıkça, kişiliği gitgide belirsizleş­mişti. Leyhinde ve aleyhinde yazılanların hepsinin doğru olduğu söylenemez. Rusya Çarı Birinci Nikola’nın «Hasta Adam» adından sonra, Abdülhamit de «Kızıl Sultan» adını Avrupa’da meşhur etmiştir.

Kanun-u Esasi (Anayasa) Encümeni’nin kararı ve padişahın uygun görmesiyle kabul edilen, Birin­ci Anayasa’nın 113. cü maddesi «Memleket ağır tehlike altına girdiği zaman, padişaha mebuslar mec­lisini kapama yetkisi» veriyordu. Abdülhamit, 1877 Türk – Rus savaşını bahane ederek, bu maddeden yararlanmış ve meclisi dağıtmıştır. Osmanlı Ordusu bu savaşta yenilmişti ve II. Sultan Abdülhamit de, bu yenilginin sorumluluğunu, Meclis-i Mebusan’a yüklemişti. Oysa, çoktan beri Meclise karşı tutumu iyi değildi. Dağıtacağı, çeşitli hareketlerinden zaten belli oluyordu.

Osmanlı devleti, onun zamanında, tarihinin en uzun barış devresini yaşamıştır. Oyalamayı, siyaset­te başarı saydığı için, memleketi bir daha savaşa sok­mamış, Avrupa’yı çeşitli vaadlerle aldatmış, ama memleket aleyhine pek çok taviz de vermiştir.

Tunus’un işgali onun zamanına rastlar. Türk – Rus savaşı sırasında ağır şartlarla 10 milyon altın­lık bir borca girilmesi de onun zamanındadır. Yine onun zamanında 1881’de, Osmanlı Mâliyesinin İs­lah zorunda olduğuna karar verilerek Avrupaca, bir konsolidasyona gidilmişti…

Memleketin her tarafında «Hamidiye» kışlaları, «Hamidiye» çeşmeleri yaptırarak, adını perçinleyen padişah, Avrupa’nın İktisadî hayatta, sanayide iler­lemesine karşı, en ufak bir tedbir bile alınmasına önayak olmadı. Tıbbiye-i Şahane adiyle Askerî Tıp Okulu’nu kurdurdu ama, oradan yetişenlerin göz­leri açılarak, memleketin içinde bulunduğu duruma karşı, siyasî faaliyete girişmelerine imkân bırakma­dı. Denildiğine göre, bir çok ocağı söndürdü. 33 yıllık saltanatında, «jurnalcilik» ve «hafiyelik» âde­tinin memlekette yerleştiği bir gerçektir. Devlet yö­netimini, yalnız kendi elinde bulundurmakta ısrar etmesi yüzünden, pek çok aksaklık ortaya çıktı. Lâ­kin bunlar, Sultan Abdülhamit’e yansıtılmadı.

Padişahın yaptığı müsbet işler arasında ise, Mü­ze ve «Sanayi-i Nefise»nin, bir kısım yüksek okul­ların kuruluşu da gösterilebilir. Aydınlar üzerindeki baskısı çok sertti. Meselâ, Ali Suavi gibi bîr düşü­nür, V. Sultan Murat’ı kurtarıp, tahta çıkarmak için Çırağan Sarayı’na hücum ettiği zaman sopa altında can vermişti…

Yıldız’da hiç Türkçe bilmeyen Arnavut ve Çer­kez askerlerine güvenerek muhafız taburu kurmak ve kendi milletine karşı kendini korumak da yine bu padişahın işidir. Sultan Abdülhamit, bu muhafız birliğini kurarken, kendi aleyhine yapılan dediko­duları anlayamasınlar, halkla kolayca temas edeme­sinler ve kışkırtanların tesiri altında kalmasınlar di­ye, Türkçe bilmeyen askerler istemişti.

Ortaya yakın boylu, iri burunlu, içerlek, simsi­yah gözlü ve kambur olan Abdülhamit, 1908 hare­ketiyle II. Meşrutiyet’i kabul etmek zorunda bıra­kıldı, 31 Mart vakasından sonra 1909’da tahttan in­dirildi. Selânik’teki Alâtini Köşküne sürüldü. Balkan Savaşı patlayınca, İstanbul’a getirilerek, Beylerbeyi Sarayına kapatıldı ve orada öldü. Kabri, İstanbul’da Divanyolu’nda Sultan Mahmut Türbesi müştemilâtındadır.

Geceleri, heyecanlı romanlar okutup dinleyen, özel atelyesinde gayet güzel ağaç oymaları yapan Kızıl Sultan, haremindeki cariyelerin istidatlılarından bir de oda orkestrası kurdurmuştu.

Bunca istibdatın yanında son derece merhametliydi de… Bu yüzden tehlikeli gördüğü kimselerin çoğunu, bol maaşlarla İstanbul’dan uzaklaştırır, İm­paratorluğun Yemen gibi, Fizan gibi uzak bölgele­rinde oturmaya zorlardı. Gayet soğukkanlıydı. Yıl­dız Sarayından çıkıp, Cuma Selâmlığı’na giderken arabasının yoluna konulan saatli bomba, camiden çıkışın gecikmesi yüzünden erken patladığı zaman, büyük bir soğukkanlılıkla dizginleri alıp, duruma hâ­kim olmuştu.

Yazısında, Fransız İhtilâli kelimeleri geçtiği için, Hüseyin Cahit yüzünden, Servet-i Fünun dergisinin süresiz olarak kapatıldığı nasıl doğruysa, yazarların, hattâ padişah huzurunda Karagöz oynatan sanatçı­ların, «Yıldız» ve «Burun» kelimesini kullanmaktan korktukları da o derece doğrudur…

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

91 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım