Hoşgeldiniz  

Osmanlı İmparatorluğu’nda Tahta Geçiş Sistemi!!!

admin | 21 Ocak 2017 | Genel, Tarih, Ülkeler

Orta Asya’dan beri devam eden Türk hakimiyet anlayışına göre, devlet hanedanın ortak mülkü idi. Ancak hükümdarın hanedanın erkek üyelerinden olması şarttı. Taht ilahi takdire açıktı. Yani, Tanrı kimi dilerse tahta o geçerdi. Bir padişah öldüğü zaman hayatta bulunan oğulları ve kardeşlerinden kimi tahta geçeceği konusu kesin bir kurala bağlanmamıştı. Bu yüzden sonucuna göre hanedanın her erkek üyesi taht için ayaklanabilirdi. Ancak başarılı olamayan hanedan üyesi çok defa kendi yayının kirişiyle boğularak idam edilirdi.

Nitekim Selçuklu çağında, tahtta bulunan hükümdara karşı sık sık ayaklanmaların vuku bulduğu görülür. Devleti hayli yıpratan bu duruma Türk devletleri bir çözüm bulamamışlardır.

I. Murad’ın Kosova zaferinden sonra şehid edilmesi üzerine, devlet adamları, Yıldırım Bayezid’in tahta geçmesini ve taht için ayaklanabileceğini düşünerek kardeşi şehzade Yakup’un öldürülmesini kararlaştırmışlardı. Bu hadise, Osmanlı devletinin birliğinin sağlanması ve taht kavgalarının önüne geçilmesi konusunda atılmış önemli bir adım kabul edilir. Gerçi bu uygulama ile taht için ayaklanmadan dahi bir şehzade potansiyel tehlike görülerek öldürülebiliyordu. Fakat Orta Asya’da teşekkül eden tahta veraset sistemi hususundaki teamül o derecede güçlüydü ki, taht
kavgalarının önüne geçmek başka türlü mümkün görünmüyordu.

Ancak yine de Fetret Devri’nde ve II. Murad’ın hükümdarlığı zamanında ve daha sonra da taht kavgalarının önüne geçilemedi. Fatih’e kadar olan dönemde, tahta geçme meselesinde ileri gelen devlet adamlarının mühim rolü oldu. Bilhassa nüfuzlu akıncı beyleri, şehzadeler arasından tercih ettiklerinin tahta geçmesi konusunda
müessir oldular.

Yıldırım Bayezid tahta geçerken yapılan uygulama Fatih Sultan Mehmed tarafından kanunlaştırıldı. Fatih, taht mücadelesine son vermek için, tahtta bulunan padişahın kardeşlerini sebep göstermeden öldürtebileceğini bir kanun hükmü haline getirdi ve
kendi adıyla anılan kanunnameye bununla ilgili bir madde koydurdu. Bu maddede: “Her kimesne ye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-ı alem için katl etmek münasiptir. Ekser ulema dahi tecviz etmişdir, anınla amil olalar”, denmekteydi.

Bu hüküm gereğince Fatih’ten sonra tahta geçen padişahlar, XVII. yüzyıl ortalarına kadar, herhangi bir kardeş kavgasına meydan vermemek için kardeşlerini öldürttüler. Fakat bir hükümdarı o kardeşini öldürtebilmesi için ya diğer bir kardeşinin hayatta olması ya da oğlunun bulunması gerekli idi. Mesela sultan IV. Muırad, kardeşlerinden şehzade İbrahim hariç hepsini idam ettirdi. Onun, hayatının son demlerinde İbrahim için de idam emrini verdiği fakat oğlu bulunmadığı ve kendisinden başka hanedanın tek erkek üyesinin İbrahim olduğu için emrinin yerine getirilmediği rivayet edilir.

Aslında çok defa küçük birer çocuk olan kardeşlerini katlettirmek hükümdarlar için katlanılması oldukça zor bir fedakarlıktı. Nitekim sultan III. Murad’m kardeşlerinin öldürülmesi için Sokollu Mehmet Paşa’nın hazııladığı fermanı onaylamak istememiştir. Fakat Sokollu, Fatih Kanunuarnesi’ni hatırlatarak bunun zaruri olduğunu beyan etmesi üzerine III. Murad istemeyerek fermanı onaylamıştır. Ancak devletin birliği ve milletin emniyeti için Osmanlı devlet geleneği içerisinde bu uygulama zaruri ve gerekli görülmüştü. Çünkü, önceki Türk devletlerinin yıkılmasına yol açan en büyük sebep, kardeş kavgaları idi.

Ne var ki, Fatih’in kanunu da taht kavgalarını önlemeye yetmedi. Kendi oğulları Cem ile Bayezid arasında; keza II. Bayezid’in oğulları Yavuz, Ahmed ve Korkud arasında ve Kanuni’nin oğulları Bayezid ile Selim arasında taht mücadeleleri sürüp gitti. Bunun temel sebebi Türkler’de, hükümdarın yaptığı tasarrufların hukuken kendi hayatıyla kaim olması idi. Yani hükümdar öldüğü zaman yaptığı düzenlemeler geçersiz sayılıyordu. Bu yüzden padişahın veliaht tayin etmesinin bir anlamı yoktu.

XVII. yüzyılın başlarından itibaren ise, tahta geçiş sisteminde esaslı bir değişiklik meydana geldi. Fatih’in koyduğu kardeş katli konusundaki kanun fiilen geçerliliğini kaybetti. 1603 yılında 14 yaşında tahta geçen sultan I. Ahmed, henüz kendisinin erkek
çocukları olmadığından diğer kardeşlerini öldürtmemişti. Erkek çocukları olduktan sonra da kardeşi Mustafa’yı öldürtmek istemişse de, hastadır, zararı dokunmaz, diyen devlet adamlarınca engellenmiştir. 1617 yılında öldüğünde yerine kardeşi I. Mustafa
tahta geçirildi. Bu uygulama fiili bazı hadiselerin de tesiriyle zamanla teamül olarak yerleşti ve padişahın ölümü halinde yerine, harredanın en yaşlı erkek üyesi geçmeye başladı. Bu döneme kadar padişahlık hep babadan oğula geçmişti. Gerçi II. Osman ve IV. Murad kardeşlerinden yetişkin olanlarından bazılarını öldürttüler fakat kendi oğulları olmadığından hepsine dokunamadılar. Bu sebeple XVII. yüzyılın ortalarından itibaren kardeş katlı azaldı ve zamanla bu sistem tamamıyla yerleşti.

XVIII. yüzyılda ise hiçbir taht mücadelesi olmadı. XIX. yüzyıla girildiğinde harredanın en yaşlı erkek üyesinin tahta geçmesi kaidesi yerleşmiş bulunuyordu. 1876 yılında ilan edilen Kanun-ı Esasi’ye göre hanedanın en yaşlı erkek üyesi veliahd kabul edildi. Böylece XVII. yüzyıldan beri süren şehzadelerin kafes hayatı da sona ermiş
oldu.

Kaynak: Osmanlı Müesseseleri Tarihi,

379 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım