Hoşgeldiniz  

Osmanlı İmparatorluğu’nda Şehzadeler!!!

admin | 21 Ocak 2017 | Genel, Tarih

Padişahın erkek çocuklarına şahzade, kız çocuklarına da sultan denirdi. Şehzade doğduğu zaman bir hatt-ı hümayunla sadrazama bildirilirdi. Sadrazam ve diğer yüksek rical saraya giderek padişahı tebrik ederlerdi. Ayrıca şehzade doğumu toplar atılarak ilan edildiği gibi, ülkenin her yanına fermanlar gönderilerek keyfiyetten herkes haberdar edilir ve bu hadise şenlikler yapılarak kutlanırdı. Çünkü şehzade doğumu devlet için resmi bir olay, bir bayram demekti.

Yeni doğan şehzadenin bakımı ve büyümesi için annesinin nezaretinde usta denilen genç kızlar tayin edilirdi. Ayrıca has odalılardan ağa rütbesini haiz üç kişilik bir maiyyet atanırdı ki bunlardan birisi baş lala olurdu.

Şehzade 5-6 yaşına gelince kendisine bir hoca tayin olunarak merasimle derse başlattırılırdı. İlk dersi şeyhülislam verirdi. Şehzadenin saraydaki eğitimi 10- 12 yaşlarına kadar devam ediyordu. Daha sonra şehzade mutantan bir düğün ile sünnet olurdu. Bundan sonra, XVII. yüzyılın başlarına kadar olan dönemde şehzadeler sancağa çıkar ve burada, ileride padişah olacağı göz önüne alınarak, ona ülkenin en iyi hocaları tahsis edilirdi. Eğitim, ilmi ve fikri planda olduğu kadar bedenen de yapılırdı.

Şehzadelere çeşitli sporlar ile çağın bütün silahlarının kullanılması öğretilirdi. Askerlik sanatı ve siyaset bilgisi verilirdi. Sancağa çıkan şehzadenin yanında annesi de bulunurdu. Valide unvanı verilen şehzade anneleri ileride padişah olacağı düşüncesiyle oğullarının eğitiminde birinci derecede rol alırlardı. Validelerin şehzade ile sancağa çıkma geleneğini XVI. yüzyılda Hürrem Sultan bozmuş oldu. Hürrem’in birden fazla oğlu vardı. O, hiç biriyle sancağa çıkmadı. Sultan Süleyman’ın hasellisine karşı duyduğu aşırı muhabbet de bu işte rol oynamıştır.

Şehzadenin yanına lala denilen, tecrübeli devlet adamlarından birisi verilir ve ona devlet yönetiminin incelikleri öğretilirdi. Şehzade lalası, şehzadenin eğitiminden padişaha karşı sorumluydu. Şehzadenin sancağında, şehzade divanı denilen divan-ı hümayun’a benzer kendi divanı vardı. Şehzade burada, halkın davalarına bakarak devlet yönetimini uygulamalı olarak öğrenmiş oluyordu. Şehzadenin giderleri için kendisine haslar tahsis edilmişti. Bunun miktarı 1.200 bin akça idi ki, veziriazamın haslarına eşittir. Şehzadenin sancağındaki timarlı sıpahiler şehzadeye bağlı idiler. Bunların sayısı 2-3 bin civarındaydı.

Şehzadelerin sancakbeyiliği yaptığı yerler arasında Amasya, Trabzon, Manisa, Antalya, Kütahya, Isparta, Sivas, Konya ve Kefe sayılabilir. Osmanlılar, şehzadelere Selçuklularda olduğu gibi geniş yetkilerle büyük eyaletlerin valiliğini vermediler. Os manlı şehzadeleri, ancak sancak beyi olabildiler. Yetkileri de kendi sancağını aşmıyordu. Bu sebeple askeri güçleri de sınırlı idi. Fakat II. Murad’ın oğlu Mehmed, ikinci defa Manisa’ya gönderildiği zaman bir padişah gibi hareket etmiş, kendi adına para bastırmıştı. Keza II. Bayezid’in oğlu Trabzon sancakbeyi olan Şehzade Selim de kendine bağlı Kuvvetlerle Gürcüler ve Safeviler üzerine seferler düzenlemekten geri kalmamıştı.

Selçuklular’a göre Osmanlı devleti daha merkeziyetçi bir karakter sahipti. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın memleketi 11 oğlu arasında paylaştırması üzerine şehzadelerin her birinin hükümdarlıklarını ilanıyla Selçuklu birliğinin dağılması tehlikesinin yaşanınası Osmanlılar için daima hatırda tutulması gereken bir tecrübe olmuştur.

Osmanlı şehzadeleri bilhassa kuruluş döneminde seferlerde ordu kumandanı olarak görev yapmışlardır. Orhan Gazi’nin daha babasının sağlığında ordunun komutasını üzerine aldığı ve seferlere katıldığını biliyoruz. Yine Orhan Gazi’nin oğullarından Şehzade Süleyman ve Murad da ordunun başında birçok defa sefere çıkmışlardır. Yıldırım Bayezid ve kardeşi Şehzade Yakup, Kosova meydan savaşında ordunun sağ ve sol cenahında komuta vazifesi aldıkları malumdur. Ankara savaşında da Yıldırım Bayezit’in beş oğlu da kendilerine bağlı kuvvetlerle bulunmuşlar, bunlardan Mustafa ile Musa babaları ile beraber esir düşmüşlerdir. Çelebi Mehmed’in oğlu Şehzade Murad da Börklüce Mustafa isyanının bastırılmasında orduya kumanda ediyordu. Yine Fatih’in oğlu Karaman valisi Şehzade Mustafa da Akkoyunlular’a karşı savaşmıştır.

Bazı Osmanlı şehzadeleri de babaları sefere gittiği zaman, İstanbul’da taht kaymakamı olarak görev yapmışlardır. Yavuz Selim’in oğlu Süleyman babasının İran ve Mısır seferleri sırasında İstanbul’un muhafazası ile görevliydi. Keza Kanuni de bazı seferlerinde oğullarını İstanbul’da vekil olarak bırakmıştı.

Şehzade ergenlik çağına geldiği zaman kendilerine cariyeler tahsis ediliyordu. Ancak cariyelerin yanı sıra XV. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı şehzadeleri Anadolu beylik hanedanı mensup kızlar ve Bizans prensesleri ile de resmen evlendiler. Osman Gazi’nin, nüfuzlu bir şey olan Şeyh Edebali’nin kızıyla evlendiği birçok Osmanlı vekayinamesinde anlatılır. Fakat zannedildiği gibi, Orhan Gazi’nin annesi Şeyh Edebali’nin kızı değildir. Orhan Gazi’nin inşa ettirdiği bir tekkenin vakıf serredine göre Orhan’ın annesi olarak Ömer ya da Umur Bey’in kızı Mal Hatun görünmektedir. Orhan Gazi de babasının sağlığında Yarhisar Rum Tekfurunun kızı ile evlendiği gibi, daha sonra Bizans imparatoru Kantakuzen’in kızıyla evlenmiştir. I. Murad da Bizans imparatoru Emanuel’in kızıyla evlenmiştir. Şehzade Yıldırım Bayezid, Germiyan hükümdan Süleyman Bey’in kızıyla evlenmiş, padişah olduktan sonra da bir Bizans ve bir Sırp prensesiyle evlendiği gibi, Aydın Oğlu İsa Bey’in kızı ile de evlenmiştir.

Çelebi Mehmed, Dulkadiroğullarından bir kızla, oğlu II. Murad da Candaroğulları hanedanından bir kızla evlenmişti. II. Murad bundan başka Sırp despotunun kızı ile de nikahlanmıştı. Fatih de şehzadeliğinde Dulkadiroğlularından bir kızla evlendiği gibi oğlu II. Bayezid de aynı hanedandan bir kızla evlenmişti . Bu arada XIV. ve XV. yüzyıllarda Osmanlı hanedanına mensup kızlar da Anadolu beylik ailelerinden erkeklerle evlendiler.

Bunlar devletin o andaki askeri ve diplomatik konumunu güçlendirmek amacı taşıyan siyasi nitelikteki evliliklerdi. XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı şehzadelerinin tanınmış hanedan ve ailelerin kızları ile evlenme geleneğine son verildi. Zira Osmanlı hanedanı hiçbir hanedanı kendine denk saymıyordu. Zaten Anadolu beylikleri ve Bizans kökenli soylu aileler de kalmamıştı. Bundan sonra şehzadeler cariyelerden çocuk sahibi oldular ve bu hadise gelenekleşti. Sadece Kanuni, Hürrem’i nikahladı. Halk bunu hoş karşılamadı fakat Kanuni’nin güçlü karizması sebebiyle sessiz bir tepkiden öteye gidilmedi. XVII. yüzyılda II. Osman, şeyhülislamın kızıyla evlendiği zaman “padişahların nikahlanması adet değildir” diye, bizzat kızın babası şeyhülislam başta olmak üzere, ulema ve ümeranın tepkisini çekti.

XVII. yüzyıldan itibaren taht kavgalarını önlemek gayesiyle şehzadelerin sancağa çıkma geleneğine son verildi. En son sancağa çıkan şehzade III. Mehmed’tir. Bu gelişme fiili bazı olayların sonunda ortaya çıktı. III. Mehmed tahta çıktığında 19 erkek kardeşini katlettirmişti. Oğullarından hiçbirini de sancağa göndermedi. Sancağa gönderilebilecek yaştaki oğlu şehzade Mahmud’u tahtı için tehlikeli görerek öldürttü. Diğer oğlu Ahmed de sancağa çıkacak yaşa gelmeden kendisi 1603 yılında öldü. Böylece Şehzade Ahmed 13-14 yaşlarında tahta çıktı. Sultan I. Ahmed de oğulları da sancağa gönderilecek yaşa gelmeden öldü ve yerine oğulları küçük yaşlarda bulunduğundan kardeşi Mustafa tahta geçirildi. O da akli dengesiz olduğundan ancak üç ay tahtta kalabildi. Yerine henüz 14 yaşında olan I. Ahmed’in oğlu II. Osman tahta geçti. O da henüz sancağa gönderilmemişti. Bundan sonra şehzadelerin sancağa çıkma geleneği sona ermiş oldu.

Şehzadelerin eğitimine saray içerisinde devam edildi. Ancak bu durum onların devlet idaresi konusunda tecrübe kazanmalarını önlediği gibi, sarayda kapalı kalmaları sebebiyle psikolojik durumlarını da olumsuz yönde etkiledi. Sultan İbrahim tahta çıktığında kendisinden başka hanedanın hiçbir erkek üyesi yoktu. 2, 5 yıl da şehzade doğmadı. Bu hal Osmanlı devlet adamları arasında infiale yol açtı. Herkeste harredanın sona ereceği endişesi vardı. Çünkü tıbbın bugünkü kadar gelişmemiş olduğu ve çok basit hastalıklardan mütevellid çocuk ölüm oranının yüksek olduğu bir çağda uzun müddet hiçbir şehzadenin doğmamış olması endişeleri haklı kılıyordu. Bu yüzden Sultan İbrahim’e annesi Kösem Valide taranndan muskalar yaptırılması, kuvvet verici padişah macunları hazırlattınlması boşuna değildir. Çok geçmeden bu gayretler olumlu netice verdi ve Sultan İbrahim’in ard ardına 4 oğlu oldu. Bunlardan 3 tanesi padişah olmuştur.

Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesinden sonra 7 yaşındaki oğlu IV. Mehmed tahta geçmişti. İbrahim’in diğer oğulları Ahmed ve Süleyman’ın öldürülmesi yoluna gidilmedi. Çünkü IV. Mehmed’in henüz çocuğu olmadığı gibi çocuk yapacak yaşta da değildi. Çocuk sahibi olduktan sonra da kardeşlerini öldürmedi. Kendisinin bir
ihtilalle tahttan indirilmesinden sonra da kardeşi Süleyman tahta geçti.

XVII . ve XVIII. yüzyıllarda kuruluş ve yükselme dönemi padişahları çapında cihangir ve deha sahibi hükümdarlar başa geçmedi. Genç Osman ve IV. Murad gibi bir iki kudretli ve dirayetli şahsiyet padişah olduysa da arkası gelmedi. XVIII. yüzyıl boyunca şehzadelerin kafes hayatı devam etti. Ancak XVII. yüzyıldaki katı tutum şehzadeler lehinde biraz gevşedi.

III. Selim amcası I. Abdülhamid’in müsamahasından istifade ederek şehzadeliğinde Fransa kralı mektuplaşmıştı. XIX. yüzyılın ikinci yarısında veliahd tayini usulü başladı. 1876 yılında ilan edilen Kanun-ı Esası’yle hanedanın en yaşlı erkek üyesi veliahd ilan edilmesiyle şehzadelerin kafes hayatı sona ermiş oldu. Ancak Sultan II. Abdülhamid kardeşleri V. Murad ve kendisinden sonra padişah olan Reşad’ı daima göz hapsinde bulundurdu. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve akabinde öldürülmesi hadiseleri onu tedirgin etmiş ve vehmini arttırmıştı.

Kaynak: Osmanlı Müesseseleri Tarihi,

303 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım