Hoşgeldiniz  

Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet Anlayışı!!!

admin | 08 Ocak 2017 | Genel, Tarih, Ülkeler

Osmanlı devleti, kendisinden önceki Türk devletlerinin siyasi, idari askeri ve sosyal sahadaki kültür mirasını devr almıştır. Bilhassa Anadolu Selçukluları ve İlhanlı Devleti’ne ait teşkilat ve kanunlar Osmanlılar için başlıca örnek oluşturmuştur. Gerçi Selçuklular da birçok müesseseyi kendilerinden önceki Türk-İslam devletlerinden mesela Abbasilerden almışlardır. Abbasiler ise Emeviler’den, Emeviler de birçok müesseseyi Sasaniler ve Bizans’tan iktihas etmişlerdir. Osmanlılar’ın Bizans’tan doğrudan aldığı bir kurum yoktur. Ünlü tarihçimiz Mehmed Fuad Köprülü, yıllar önce, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiril adlı eserinde bu hususa temas etmişti.

Gerçekten de, XIV. yüzyıla kadar devlet yönetimi konusunda meydana gelen tecrübe birikimi Osmanlı devlet adamları tarafından en iyi şekilde kullanılmış, bu sayede devlet yönetiminde kendi çağını aşan bir mükemmelliğe ulaşılmıştır. Osmanlılar, önceki Türk devletlerinde görülen idari teşkilat ve ilkeleri süzgeçten geçirerek iyi olanlarını almışlar, geliştirmişler; kötülerini ise terk etmeye çalışmışlardır.

Bunda en büyük pay, Osmanlı hizmetine giren Anadolu Selçuklu devlet adamlarınındır. Onlar, devlet idaresi konusundaki  bilgi ve tecrübelerini akılcı bir şekilde kullanarak Osmanlı devletinin teşkila uygulanmasını sağlamışlardır.

Osmanlılar, daha devletin Bursa’da henüz teşekkül etmek üzere bulunduğu devirlerde bile, Türk ve İslam devletlerinde ötedenberi tatbike dilmekte olan usul ve nizarniara vak1f idarecilere sahiptiler. İlk Osmanlı padişahları zamanında tanzim edilmiş olan vakfiye ve mülknarnelerin tetkiki, Osman Gazi ve arkadaşlarının öyle zannedildiği gibi okur yazar olmayan basit bir takım göçebe kabile reisleri olmadıklarını göstermiştir. Bu devre ait vakfiyelerde şahitler arasında bey, paşa ilah . . gibi yerleşmiş belirli unvanlara, mükemmel Arapça yazan hakim ve katiplere, gelişmiş kayıt ve tescilusullerine tesadüf edilmesi bunu ortaya koymaktadır.

Ertuğrul Gazi ve Osman Bey’in Selçuklular’ın birer uç beyi oldukları ve Selçuklu devlet geleneği içerisinde yetiştilderi göz önüne alınırsa, Ertuğrul Gazi ve oğlu Osman Gazi’nin basit bir kabile reisi olmayıp, tecrübeli bir Selçuklu devlet adamı olduğu tezi mantıklı bulunur.

Devletin kuruluşunda Ahiler de rol almışlardır. İlk Osmanlı vekayinamelerinde Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin kızıyla evlendiği anlatılır. Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan bu şahsiyet Ahi ileri gelenlerinden birisidir. Keza Orhan Gazi’nin kendisinin de bir Ahi olduğu kaynaklarda zikr edilir. Ayrıca Anadolu beyliklerinden ve İslam dünyasının çeşitli sahalarında ilim ve fikir adamları, gaziler, esnaf ve sanatkarlar (Ahiler); dervişler gibi her zümreden insanlar Osmanlı ülkesine gelerek devletin kuruluş ve gelişmesinde görev almışlardır. Nitekim Aşık paşazade Tarihi’nde Osmanlı devletinin kuruluşu sırasında mevcut olan dört zümreden bahsedilir. Bunlar gaziyan-ı Rum, ahiyan-ı Rum, abdal{m-ı Rum ve bacıyan-ı Rum’ dur. Yani Anadolu gazileri, ahileri, abdalları ve bacıları.

Osmanlılar’ın Hıristiyanlarla yaptıkları gazd ve cihadda başarılı olmaları İslam dünyasının her tarafında büyük bir sempati doğurmuş ve Osmanlı topraklarına büyük bir nüfus göçünü başlatmıştır. Öte yandan devlet teşkilatı ülkenin büyümesine paralel olarak genişlemiştir. Toplum-devlet ve insan-toprak ilişkileri ile ferdler arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlar meydana getirilmiştir. Adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir dünya ideali için mükemmel bir organizasyona gidilmiştir. Buna Batılılar Pax Ottomana yani, Osmanlı Barışı adını vermektedirler.

Osmanlı devletinin kuruluş ve yükselme döneminde ortaya konan kültür ve medeniyet, esas itibariyle üç temele dayanır: Bunlar, Türkler’in Orta Asya’dan beri yaşattıkları örf, ddet ve gelenekler, İslamiyet’le birlikte kazanılan kültür değerleri ve Ön Asya, Anadolu ve Rumeli ‘nde karşılaştıkları toplumlardan aldıkları kültür unsurları’dır.

Bu üç unsurun senteziyle oluşan Osmanlı kültürü, zamanla imparatorluk özelliklerine göre şekillenmiştir. Burada dikkati çeken nokta, birçok farklı toplumlardan değerler alınmasına rağmen meydana gelen kültür bileşiminde hakim karakterin Türk olmasıdır. Gerçekten Osmanlı dönemindeki kültür içerisinde Türk karakter, tavır ve üslubu daima ön planda olmuştur. Bunu devlet yönetimi, ordu, dil, musıki, mimari, edebiyat ve falklor gibi kültürün bütün unsurlarında görmek mümkündür.

Osmanlı devleti, kuruluşundan 150 yıl sonra bir “imparatorluk” haline gelmişti. Bu gelişmeye paralel olarak devlet yönetiminde ve müesseselerde de değişmeler oldu. Devlet, daha merkeziyetçi bir karakter kazandı, hükümdarlık, divan-ı hümayun (hükumet), ordu ve hukuki müesseseler en mükemmel şeklini aldılar. XVI. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı devleti, Anadolu ve Balkanlar imparatorluğu olmaktan çıkıp, bir dünya devleti haline geldi. O zamanki dünyada hiç bir mühim mesele yoktu ki, Osmanlı politikası ilgilenmesin ve ağırlığını hissettirmesin. Uzakdoğu’dan Fransa’ya, Orta Afrika’dan Rusya bozkırlarına kadar Osmanlı kuvvetleri dünyanın dört köşesinde faaliyette idiler. Devlet yönetimi ve müesseseler, böyle bir dünya devletinin özelliklerine göre şekillenmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, bu dünya politikasını gaza ve cihad fikrine dayandırmıştır. Doğuda İslam ülkeleri, Portekizliler’e ve Ruslar’a karşı himaye edilmiş, batıda Hıristiyan dünyasına karşı gaza ve cihad devam ettirilmiştir.

Kaynak: Osmanlı Müesseleri Tarihi,

266 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?





Bumerang - Yazarkafe
© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım