Hoşgeldiniz  

Osmanlı İmparatorluğu’nda Birun Nedir?

admin | 28 Ocak 2017 | Eğitim, Genel, Tarih

Birun, Farsça bir kelime olup dışarı demektir. Enderun’un zıddı olarak kullanılmıştır. Birun, babü’s-sa’ade de başlar. Bu kapının hemen gerisine Fatih Sultan Mehmed tarafından arz odası yaptırılmıştı. Bayram tebriki, elçi kabulü gibi merasimlerde ve ayak divanı ya da galebe divanı gibi olağandışı toplantılarda babü’ssa’ade önünde padişah için bir taht kurulurdu. Adı geçen bu kapıda, padişahın taşra hizmetlerine bakan teşkilat yer alırdı. Bunlar:
-Yaya hassa ordusu ve en kalabalık sınıf olan yeniçeriler,
-Altı bölükten müteşekkildi atlı hassa ordusu kapıkulu süvarileri,
-Osmanlı ordusunun en önemli unsurlarından olan topçular,
-Padişahın hakimiyet sembolleri olan bayrak, tuğ ve askeri bandosu demek olan ve çadır ve otağ hizmetlerine bakan mır-i alem’in amirliğindeki mehterler,
-Padişah saray dışına çıktığı zaman göz alıcı kıyafetleriyle etrafında parlak bir maiyet teşkil eden nıüteferrikalar. Bunlar ekabir çocuklarından, beyzadelerden ve enderun’dan çıkmış iç oğlanları’ndan meydana gelirdi.
-Birun’daki ziyafet işlerine bakan çaşnıgirbaşı idaresindeki çaşnıgirler,
-Padişahın emrini gereken yerlere ulaştıran ve emrin uygulanmasına nezaret eden çavuşlar ve kapıcılar . Bunların amirlerine de çavuşbaşı, kapıcıbaşı ve kapıcılar kethüdası denirdi. Bunlar yabancı ülkelere elçi olarak da gönderilirlerdi.

Mirahur idaresindeki padişaha ait çok sayıda at da birun’un önemli bir bölümünü teşkil ediyordu. Seferde kullanılmak veya hediye vermek için beslenen bu hayvanlar en iyi cinsten ve çok iyi terbiye edilmişlerdi.

Çakırcıbaşı denilen bir komutanın emrindeki bölükler de padişahın av işlerinden sorumlu idi. Osmanlı padişahlarının çoğu avlanmayı severdi. Bunun için sarayda çeşitli av köpekleri ile doğan, şahin, balahan vs. türünden yırtıcı av kuşlan beslenirdi. XV. yüzyılın ortalarında binden fazla av köpeği ve iki binden fazla av kuşu bulunduğu bildirilmektedir.

XV. Yüzyılda bu grupların amirleri rütbe ve derecelerine göre şu şekilde sıralanıyordu:
Yeniçeri ağası, mir-alem, kapıcıbaşı, mirahur, çakırcıbaşı, çaşnıgirbaşı, süvari bölük ağaları, çavuşbaşı ve kapıcılar kethüdası. Bunlara rikab veya özengi ağası denirdi. Rikab ağaları enderun’daki odalardaki yüksek rütbeli ağalardan tayin olunur, terfi ettiklerinde sancakbeyi olarak eyaletlere gönderilirdi. Rikab ağalarını derece sırasına göre cebecibaşı ve topçubaşı takip ederdi.

Bahsedilen bu bölüklere giren erler de kul sistemi içerisinde daha üst kademeye geçmiş olanlar idiler. Yeniçeriler Anadolu’daki Türk çiftçi ailelerinin yanında yetişmiş, sonra Gelibolu ya da İstanbul’daki acemi ocağı’nda eğitim görmüş olanlardan, yahut padişaha ait bahçelere bakan bostancılar arasından gelirlerdi.

Çavuşlar ve kapıcılar, genellikle bostancılar veya saray mutfağında ve fırınlarda çalışanlar arasından seçilirlerdi. Kapıkulu süvari bölükleri neferleri ise umumiyetle devlete ait diğer saraylarda eğitim görmüş iç oğlanlarından idiler. Yeniçeriler, süvariler, çavuşlar, kapıcılar, müteferrikalar saray dışında görev almak istediklerinde geliri yüksek zeamet ve timarlar alırlardı. Dirliklerinin geliri aldıkları ulufeye göre hesap edilirdi. Yevmiyelerinin her akçası için bin akçelik tirmar verilirdi. Mesela günde 10 akçe yevmiye alan 10 bin akçalık timara müstahak olurdu.

XVI. yüzyıldan sonra özengi ağaları taşrada beylerbeyilik ve vezirlik gibi daha yüksek makamlara atanır olmuşlardır. Birun’daki ağalar da padişahın şahsi hizmetini görenler arasından seçildiği nazar- ı itibara alınırsa, taşrada görev alan sancakbeyi ve beylerbeyilerin çoğunluğunun padişahın hizmetinde bulunmuş, onun bizzat tanıdığı kişiler olduğu anlaşılır.

Birun’da bu sayılanların dışında daha birçok hizmet ve görev erbabı vardır. Mesela sarayın giyim kuşam işlerine bakan, hil’at ve kürk gibi özel elbiseleri hazırlayan yüzlerce terzi ve sanatkar zikre değer. Saraydaki tezgahlarda ve kumaş atölyelerinde devrin en güzel ve en kaliteli kumaşları, kadifeleri, kemha ve atlasları dokunmakta idi.

Ayrıca altın ve gümüş para basımı ile uğraşan darphane eminliği de sarayda idi. Saray, cami, köprü, yol vs. inşa ve tamirine bakan şehremini, mimarbaşı, hekimbaşının maiyetindeki hekimler, müneccimbaşı ve müneccimler, saray imam ve müezzinleri, aşçılar, oduncular, arabacılar vs. gibi daha bir sürü hizmetkar ve sanatkarlar saray halkını oluşturuyordu.

Kısacası saray , yalnız idare ve ordu için değil, Osmanlı ekonomik, sosyal ve kültür hayatı gibi çok çeşitli faaliyet sahaları için de kaliteli bir üretim merkezi durumundaydı. Kendi mesleğinde zirveye çıkmış insanlar, burada toplanmıştı. Kapı kullarının mevcudu 1432’de 5 bin, 1475’de 12. 800 idi. 1566’da bu sayı 50 bine yakındı. 1609’da ise 90 bini aşmıştır. Bu artışın temel sebebi yeniçeri ve sipahilerin artmasından kaynaklanmaktadır.

Kaynak: Osmanlı Müesseseleri Tarihi,

399 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım