Hoşgeldiniz  

Osman Hamdi Bey Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel, Sanat

1812-1910 tarihleri arasında yaşamıştır. ULUSLARARASI değerde bir ressam, arkeolog ve müzecidir. İstanbul’da doğdu. Sadrâzam Ethem Paşa’nın oğlu, Halil Ethem Eldem’in ağabeyidir. Hukuk tahsili için gönderildiği Paris’te güzel sa­natlar. arkeoloji ve renim ile uğraştı. Memlekete döndükten sonra aldığı tüm görevlerde büyük ba­şarı sağladı. İstanbul Arkeoloji MüzesVni, Güzel Sanatlar Akademisi’ni kurdu, yıllarca müdürlüğü­nü yaptı. Mezarı Gebze’ye bağlı Eskihisar’dadır

ALMAN imparatoru l. Wilhelm, İstanbul’u zi­yareti sırasında gezdiği Arkeoloji Müzesi’ne; hele bu müzedeki bir tarih ve sanat şaheseri olan «İsken­der lâhdi»ne hayran kalmıştı. Kayzer Wilhelm bu lâhdi öylesine beğenmişti ki; «Siz bunun kıymetini bilemezsiniz, onu gerektiği gibi muhafaza edemez­siniz, verin onu biz saklıyalım.» demekten kendini atamadığı gibi bu lâhdi alabilmek için ayrıca büyük bir para da teklif etmişti. Bereket versin Sultan Abdülhamit bu konuda basiret göstermiş, ihtisasına ve bilgisine saygı duyduğu Müze Müdürü Osman Ham­di Bey’in fikrini almak istemişti. Osman Hamdi Bey, bu tarih ve sanat şaheserini toprak altından binbir emekle çıkartan şahıstı. Lâhdi İstanbul’a gemi ile ge­tirirken köhne teknenin kaptanı bu çok ağır hamu­leyi gemisine almayı tehlikeli bulunca, kendisini bu eşsiz lâhide telle bağlatarak gemiye o şekilde bin­dirmiş ve yol boyunca da bu tarih ve sanat şahese­rinin yanından bir an olsun ayrılmamıştı. Osman Hamdi Bey, Alman Kayzeri’nin bu niyetini öğrendi­ği zaman büyük bir hiddetle «Bu lâhit ancak benim cesedimin üzerinden geçirilerek bu kapıdan dışarı çıkabilir!» diye bağırmıştı ve lâhit böylece yerinde kalmıştı.

1887-1888 yıllarında Sayda Krallar Nekropolü’ nü keşfi ve bunu gün ışığına çıkartması ile dünya çapında bir ün yapan Osman Hamdi Bey, 1882 yı­lında hazırladığı «Âsar-ı Atika Nizâmnâmesi» ile es­ki eserlerin yurt dışına çıkarılmasına set çeken şa­hıs olması bakımından da Türk arkeolojisi ve müze­ciliğinin en büyük bir ismi oldu. 1898 yılında Atina Fransız Enstitüsü, 1904’de «Berlin Keiser Friedrich Museum», 1908’de «İspanya Ovideo Müzosi» kendi­sini madalyalarla taltif ettiler. Institut de France, Ber­lin, Londra, Viyana, Philadelphia ve Boston Arkeoloji Enstitüleri kendisini şeref üyeliğine seçtiler. Alman­ya’daki Bonn, Heidelberg ve Leipzig Üniversiteleri ile İngiltere’deki Aberdeen Üniversitesi ona fahrî doktorluk unvanını verdiler.

Osman Hamdi Bey, eserleri Viyana ve Paris’te sergilenmiş ve oralarda da takdir kazanmış çok de­ğerli bir ressamdı da. «Sanayi-i Nefise-i Şahane» adı altında kurduğu Güzel Sanatlar Akademisi’ne hem müdürlük yapmış, hem de öğretmen olarak pek çok talebe yetiştirmişti. Türk resim sanatının ünlü isim­lerinden Ahmet Ziya Akbulut onun öğrencilerindendi ve bu okulda imtihan kaybeden iik talebe olmuş­tu. Hamdi Bey son derece titiz bir öğretmendi; bitirme ödevi olarak Ahmet Ziya’ya «Sultanahmet Camii»ni vermişti. Ahmet Ziya, günlerce «Defter-i Hâkani» denilen bugünkü Tapu Dairesi’nin civarında­ki kahvelerde oturup çalıştı. Perspektif kurallarına son derece bağlı bir gerçekçi gözüyle ödevini ha­zırlamaya koyuldu. Osman Hamdi Bey olsaydı, cami kapısına muhakkak birkaç insan koyardı, bunlar er­kekse, muhakkak yüzlerini kendi portresi olarak yapardı, bu onun resim sanatındaki bir özelliği idi. İstanbul’u, bir batılının, bir Pierre Loti’nin gördüğü gözle görür, çevresine öyle bakardı. Paris’te iken ders aldığı Boulanger ve Gerome gibi hocaların renk anlayışı, nesnel gerçekçiliği ona çok tesir etmişti. Amma aradan hayli zaman geçmiş ve Ahmet Ziya gibi gençler, kompozisyon konusunda kendilerine özgü görüşlere sahip olmuşlardı; olaylara daha başka gözle bakıyorlardı. Nitekim Ahmet Ziya, yaptığı tabloda camiin dış avlu kapısı üzerinde fazlaca boş­luk kaldığını görünce, bunu solundaki kafesli pen­cerelere uyacak şekilde bir cumba ile süslemek ve doldurmakta sakınca görmedi, böylece resimdeki dengeyi daha sağlam hale getirdi.

Osman Hamdi Bey, öğrencilerinin mezuniyet tablolarını incelemeye başladı. Sıra «Sultanahmet Camii»ne geldiği zaman, kaşlarını çattı, siyah şerit kurdeleli kelebek gözlüğünü düzeltti. Çatık kaşlarla biraz daha baktı tabloya. Hamdi Bey’in «Şehzade Camii’nde Kadınlar» ve diğer eserlerini bilenler, onun gerçeğe ne kadar bağlı olduğunu gayet iyi bilirler­di. İstanbul’un bütün camilerini gerek bir müzeci, gerek bir ressam olarak incelemişti, bütün detayla­rını gayet iyi bilirdi.

«— Sultanahmet Camii’nde böyle bir cihannümâ yoktur!» diye söylendi. Ve Ahmet Ziya’nın ese­rini, «Güzel işlenmiş olduğunu» bildiği halde, sırf göreneklere aykırılığı yüzünden başarılı saymadı, Gerçi Ahmet Ziya eninde sonunda yine okulu bitir­di. Çünkü Sanayi-i Nefise’de son sınıfa geldiği hal­de dönmek ve mezun olamamak nahoş bir durumdu; Ahmet Ziya bu durumdan güç kurtuldu.

Kaynak: 100 Ünlü Türk, Twitter, NTV

80 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım