Hoşgeldiniz  

Ömer Seyfettin Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel

1884-1920 tarihleri arasında yaşamıştır. ÜNLÜ bir hikayecidir. 1884’te Gönen’de doğdu. Harp Okulunu bitirdikten sonra jandarma subayı olarak görev aldı. 1910’da askerlikten ayrılıp Se­lanik’te yerleşti ve Genç Kalemler dergisini kur­du. Balkan Savaşında yeniden subay oldu ve Yu­nanlılara esir düştü. Bir yıl sonra İstanbul’a gel­di. Askerliği bıraktı. Yazarlık ve Kabataş Lisesi’nde edebiyat öğretmenliğiyle hayatını kazanmaya başladı. 1920’de, 36 yaşında İstanbul’da vefat etti.

ÖMER Seyfettin edebiyatımızda milliyetçi akı­mın, Türkçülüğün kurucularındandır. Daha Selanik’ teyken Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp’le birlik­te, Turancılığa kadar varan bir milliyetçilikle yazı ha­yatında şöhret yapmıştı. Ama daha sonra, gerçekçi bir milliyetçi görüşü tercih ederek Ziya Gökalp’in izinden ayrıldı.

Ömer Seyfettin’in o zaman koyduğu ilkeler, Zi­ya Gökalp’in de «Türkçülüğün Esaslarında, bu ki­tabın dilde Türkçülük bölümünde prensiplerini or­taya koyduğu fikirlerdi: O zaman dilimizde bol bol kullanılan Arap dili ve Fars dili kurallarını kaldırmak, o  dillerin gramerlerine uymamak, Arap ve Fars dil­bilgisi kurallarına göre yapılan tamlamaları çözmek. Dilde Türkleşmenin bir başka yanı da halka malolduktan, Türk fonetiğine uyduktan sonra kelimenin kökenini aramamaktı. Ömer Seyfettin, kendi yazıla­rının hepsinde bu ilkeleri baştan sonuna kadar uy­gulamıştır. Böylece, İstanbul ağzını temel olarak ele alan, günlük konuşma ve gazete diline benzer sade­likte bir hikâye uslûbu sağlamıştır.

Ömer Seyfettin’in hikâyeleri gerçeklere uygun bir hayatı ve kişileri canlandırır. «Benim dehâm ko­miktir» diyen yazar, hikâyelerinde çoğu zaman mi­zaha yer vermiştir.

Aslında, İstanbul’a geldikten ve gazeteciliğe başladıktan çok sonra, büyük bir kolaylıkla hikâye yazmağa başlayan Ömer Seyfettin, 1917-1920 ara­sında on kitap dolduran 125 hikâye vermiştir. «Efruz Bey»le «Yalnız Efe» adlı roman denemelerine «Harem» de ilâve edilebilir. Ayrıca Millî Eğitim Ba­kanlığınca yayınlanmış «İlyada» gibi özet yardımcı kitapları da vardır.

Yazar, konularını günlük hayattan alır ama, za­man zaman kendi tarihimizin kahramanlık sayfaları­na da döner: Başını Vermeyen Şehit, Bomba, Hür­riyet Bayrakları gibi hikâyeleri tarihimizin acı, tatlı, yiğitçe, ya da düşündürücü safhalarını anlatır. Ama «Gizli Mabet», «Yüksek Ökçeler» gibi pek çok hikâ­yesinde şehirli hayatının çeşitli görüntüleri alaycı bir dille tespit edilmiştir. Ömer Seyfettin’in hikâye­lerini toplayan ilk seride şu eserleri çıkmıştır: İlk Dü­şen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Efruz Bey, Beyaz Lâle, Mahçupluk İmtihanı, Dalga.

Yaşadığı devir gözönüne alınınca Ömer Seyfet­tin’in önemi bir kat daha anlaşılır. Çünkü o zaman­lar memleket korkunç bir düşman baskısı altındaydı. Kimse ne olacağını bilmiyordu. Böyle kabuslu gün­lerde bir yazarın, gayet sade, gayet coşkun bir dille kendi milletinin kahramanca geçmişinden hikâyeler anlatması ilgiyle karşılanacak bir olaydı.

Kendisi son derece mütevazı, alçak gönüllü, ama bilgili bir insan olan Ömer Seyfettin, çevresi tara­fından çok sevilirdi. Zamanla biraz kuşkulu bir ka­rakter özelliği kazanmıştı. Onun bu huyunu bilen bit arkadaşı, her sabah yazı yazdığı gazeteye geliş saati­ni kollayarak üç başka arkadaşı yoluna diker ve Köprü’de, Eminönü’de, Sirkeci’de, birbirlerinden haber­sizmiş gibi görünen bu arkadaşlar, Ömer Seyfettin’le karşılaşınca hemen: «Geçmiş olsun, pek fena görü­nüyorsun, rengin de çok bozuk, hasta mısın?» diye ciddî ciddî endişelerini bildirirler. Üçüncüsünde Ömer Seyfettin, gerçekten hasta olduğuna inanarak evine gidip yatmak üzere geri döner ve gazeteye gitmek­ten vazgeçer.

Hikâyecinin, başkalarını konu alırken kendisinin de birtakım anekdotlara konu olacağı muhakkaktır. Ömer Seyfettin, başından geçen bazı olayları, çeşit­li hikâyelerinde ele almıştır, «Gizli Mabet» bunlar­dan biridir ve yazarın evini ziyaret eden bir Fransız arkadaşının, sandık odasını gizli bir ibadet yeri zannedişini hoş bir dille anlatır.

Ömer Seyfettin’in diline pelesenk ettiği bir söz de «Cancağzım»dır. Her tanıdığına böyle hitap etme­si, daha ziyade yazarın herkese açık bir insan olu­şundan, alçak gönüllülüğünden ileri gelir.

Değerli ediplerimizden Ali Canip Yöntem, onun en yakın arkadaşıydı. «Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eseri» adiyle, ünlü hikâyecimizin hayatını, mizacını ve sanatını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini ihtiva eden bir kitap hazırladı. Bu kitap 1935’te yayınlan­dı, kısa bir süre sonra da Ömer Seyfettin’in bütün hi­kâyeleri, bir kitap serisi halinde bastırıldı. Bu hikâ­yeler, her zaman aynı zevk ve heyecanla okun­maktadır.

1920’de 36 yaşında hastalanarak yatağa düşen ve kurtarılamayan ünlü sanatçı, Kuşdili’nde Mahmutbaba kabristanında yatıyor.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

78 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım