Hoşgeldiniz  

Naşit Özcan Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel, Sanat, Sinema ve Dizi

1889-1943 tarihleri arasında yaşamıştır. TÜRK tiyatrosunda, «Halk Sanatkârı» payesini kazanmış ünlü komedyen. İstanbul’da dünyaya geldi. Pek küçük bir yaşta sahneye çıktı. Tuluat tiyatromuzun en gözde bir yıldızı olarak parladı. Adını taşıyan tiyatrosunda bütün ailesiyle birlik­te oynadı. Kırk yıl süren başarılı sahne yaşantı­sında ortaoyunu, komedi ve operetlerde rol aldı, kanto ve düetlere çıktı. Türk sahnesinde büyük bir isim yaptı. 1943 yılında İstanbul’da vefat etti.

ŞEHZADEBAŞI gibi, devrin eğlence ve tiyatro yerinin göbeğinde dünyaya gelen ve orada büyüyüp yetişen bir çocuğun sahneye karşı ilgi duymaması­na imkân olmadığı içindir ki, Miralay Ahmet Bey’in oğlu Nâşit de bu sevdaya genç bir yaşta kendisini kaptırıvermişti.

Devir, tiyatro sanatçısına «oyuncu» gözüyle ba­kıldığı, mahkemelerde şahitliğinin dahi muteber sayılmadığı bir devirdi. Dolayısiyle Miralay Ahmet Bey, oğlunun bu aşırı sahne sevdasından hiç hoşlanmadı, kendisine müsaade etmek şöyle dursun, onu bu yol­dan ayırmak, bu sevdadan vazgeçirmek için elinden geleni yapmaktan da geri kalmadı.

Bu yüzdendir ki Miralay Ahmet Bey’in oğlu Nâ­şit, bir gün kendisini Askerî Baytar (Veteriner) Mek­tebi sıralarında buluverdi. Ahmet Bey, «Hem tiyatro muhitinden uzaklaşır, hem de askerî bir disiplinin altına girer» düşüncesiyle bu kararı vermişti. Fakat gelgelelim Nâşit Bey’in içini saran sahne aşkı öyle­sine bir karasevdâ idi ki, ne babasının tehditleri pa­ra etmiş, ne de askerî mektebin disiplinini gözü gör­müştü. Baytarlığı da, mektebini de bir tarafa bırakıp soluğu sahnede alıverdi. Aslında, onu sahneye gö­türen yol, esaslı bir temele dayanıyordu. Çünkü Viyolonselit Zeki Bey’den müzik, Kuklacı Halim Bey’den tiyatro dersleri almıştı. Yani, sahne hayatına hazırlıklıydı.

Nâşit Bey, Türk sahne hayatına ilk adımını or­taoyunu ile attı. Devrin ve ortaoyununun en büyük iki ismi olan Kavuklu Hamdi ile Küçük İsmail Efen­diler onun bu yoldaki ilk ustaları oldular. Kavuklu Hamdi ile Küçük İsmail, büyük bir istidat gördük­leri Nâşit’i bizzat yetiştirince pek kısa zamanda or­taoyunu meydanında bir yıldız olarak parladı.

Ortaoyunu meydanından tulûat sahnemize atla­dı Nâşit Bey, çok geçmeden, içini kaplayan engin sahne aşkı, kendisini tiyatronun her türüne doğru çekiyordu. Bu yolda da, mesleklerinin eşsiz birer us­tası olan Kel Hasan ile Abdürrezzak (Apti) Efendi­lere çırak olmuştur. Tulûat sahnesinde bir yıldız ola­rak parlayıverdi Nâşit Bey. O kadar ki, bu iki eşsiz ustanın arasında ezilmeden oynamaya başladı…

Daha sonra kendi adına bir tiyatro kurup bu­rada sahne yaşantısını sürdürmeye başladı. «Nâşit’in tiyatrosu» çok geçmeden halk arasında tutunuverdi ve Nâşit ismi yediden yetmişe kadar herkesin sev­gisini topladı.

Nâşit Bey, kendi adını taşıyan bu tiyatroyu yü­rütürken, kantocusu Amelya Hanım’a gönlünü kap­tırdı ve çok geçmeden aynı sahnenin bu iki gözde yıldızı hayatlarını birleştiriverdiler.

Amelya Hanım, sülâleden tiyatrocu idi. Annesi Küçük Verjin Hanım devrinin en gözde bir kanto­cusu, babası Yorgi Efendi tiyatroların en usta ve en yakışıklı bir kemancısıydı. Amelya Hanım’ın karde­şi Niko Efendi de ablasıyle düetlere çıkardı. Böylece Nâşit Bey, adını taşıyan tiyatrosunda bütün aile er­kânı ile birlikte oynamaya başlamış oldu.

Tam kırk uzun yıl kaldı sahnede Nâşit Bey. Bu süre içinde ortaoyunu, tulûat, komedi, vodvil, ope­ret, kanto diye bir tefrik yapmadan her türde oy­nadı ve her türde aynı başarıyı göstermesini bildi. Tiyatro kendisinde «Allah vergisi» bir özellikti; yal­nız «Komik Nâşit Bey» olmadığını göstermek için bir ara Shakespeare’in en ağır bir trajedisi olan «Hamlet»te dahi sahneye çıktı. Bu piyesteki mezarcı ro­lünde çıkardığı oyunla pek büyük bir takdir kazandı ve dört başı mâmur bir sanatçı olduğunu, gerekirse dram, hattâ trajedi bile oynayabileceğini ispatladı.

Nâşit Bey, sanatının büyük gücü ve sahneleri­mizde kırk yıl süre ile döktüğü alın terinin mükâfatı olarak, halkın kendisine taktığı «Halk Sanatkârı» pa­yesini kazandı. Yedisinden yetmişine kadar, kâdın – erkek, çoluk – çocuk, genç – ihtiyar bütün bir mille­tin gönlünde taht kurdu. Emsalsiz taklitleri ve nefis esprilerinin yanısıra güçlü ve sevimli oyunları ile zi­hinlerde ve hâtıralarda ölümsüz bir yer işgal etti.

1939 yılının sonlarında ağır bir hastalık sonucu yatağa düşen Nâşit Bey, tam dört yıl yatmak zorunda kaldı. Ve 26 nisan 1943 günü hayata gözlerini yumdu.

Arkasında iki küçük evlât bırakmıştı Nâşit Bey. İkisi de analarının karnında sahneye çıkmışlardı ve büyüdükleri zaman babalarının yolunu tuttular. Kızı da, oğlu da artist oldular. Böylelikle Nâşit Bey’in kurduğu «tiyatrocu aile» düzenini değerli birer sa­natçı olan kızı Âdile Nâşit (Keskiner) ile oğlu Selim Nâşit Özcan devam ettirdiler.

Kaynak: 100 Ünlü Türk, Sinematürk,

162 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım