Hoşgeldiniz  

Mimar Sinan Kimdir?

admin | 01 Temmuz 2017 | Bilim, Bilim Adamları ve Kaşifler, Eğitim, Genel, Sanat, Tarih

1490-1588 tarihleri arasında yaşamıştır.  BÜYÜK mimar. 29 Mayıs 1490 günü Kayseri’nin Kesi nahiyesine bağlı Ağırnas köyünde doğdu. Bir devşirme olarak Yeniçeri ocağına girdi. 50 yaşın­da askerden ayrıldı ve Hassa Sermimarı oldu. 48 yıl bu makamda kaldı. 81 cami, 10 mescit, 55 med­rese. 26 türbe, 17 imaret, 6 bent ve su kemeri, 9 köprü, 17 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen ve 37 hamam inşa etti. 9 Nisan 1588 günü İstanbul’da öldü. Türbesi, Süleymaniye Camiinin avlusundadır.

AYASOFYA KİLİSESİ’nin açıldığı gün o muh­teşem kubbenin altında duran imparator Jüstinyen «Hazreti Süleyman sana galebe çaldım» diye haykır­mıştı. İmparator, bu kubbeden daha muhteşem bir kubbenin gök kubbenin altında bulunamıyacağı inan­cı içinde idi. Fakat Koca Sinan «ustalık devremin ese­ri» dediği Süleymaniye Camii ile gök kubbenin al­tındaki kubbelerin en muhteşemini kurup Ayasofya’yı gölgede bırakan kişi oldu…

Bu öylesine bir cami idi ki, Cihan Padişahı Ka­nunî Sultan Süleyman Hân’ın ulu adına lâyık, dün­ya durdukça olanca ihtişamı ile dimdik ayakta du­racak bir şaheserdi. İnşaatı tam sekiz yıl sürmüş, bu yüzden Kanunî Sultan Süleyman, pek sevip takdir ettiği Sermimarı Sinan’a hayli kızdığı zamanlar da olmuştu. Yalnız temeller için tam 6 yıl harcamıştı.

İstanbul’da Ayasofya’yı gölgede bırakacak hey­bette bir camiin inşa edilmekte olduğu haberi bü­tün İslâm dünyasının gözlerini İstanbul’a çevirmiş ve inşaatın bu derece gecikmesinin maddî sıkıntı­dan olduğu zehâbı dahi uyanmıştı. Bunun etkisi ile­dir ki, İran Şahı Tahmas Hân, sefiri aracılığı ile Ka­nunî Sultan Süleyman’a ufak bir sandık dolusu mü­cevher göndermiş ve «Camiin ikmâlinde bizim de hissemiz olduğunu istedik» demişti. Tarihe adını «Muhteşem» sıfatıyle yazdıran Kanunî, sandığı Mi­mar Sinan’a vererek «Bu taşlar da harçta kullanıla» demiş ve İran Sefirinin hayret dolu nazarları arasın­da bu mücevherler de çakıl taşı niyetine harcın içi­ne atılmıştı. Üsküdar’dan doğan güneşin ilk ışıkla­rı ise Haliç üzerinden batan güneşin son ışıkları al­tında Süleymaniye Camii minarelerinin pırıl pırıl par­lamasının bu taşlardan olduğu söylenir.

Bu arada Koca Sinan’ı çekemiyenler türlü tezvirattan geri kalmıyorlardı: «Bu binayı kara çamur­dan çıkarmaya kaadir değildir» diyenler camiin du­varları olanca heybetiyle yükseldikten sonra bu kez «Kubbenin durmasında şüphesi vardır. Herif ona hayrandır, bu uğurda günlerini geçirir…» demeye başlamışlardı.

Bu söylentiler padişaha kadar aksetmişti. Fena halde hiddetlenen Sultan Süleyman’ın gazab-ı şa­hanesine uğramasına ramak kaldı. Bir gün camie âni olarak gelen Kanunî, Sermimarı Sinan’ı kubbe­nin altında oturup nargile içerken gördüğü zaman: «— Bre Sinan, neden benim camiim ile mukayyed olmayıp nargile içerek tatili evkat edersin?..» diye gürledi. Koca Sinan nargilenin tömbekisi bulunma­dığını gösterip «— Ol nargilenin fokurtusu ile kub­bedeki aks-i sadayı dinlerim devletlûm…» cevabı­nı verdi. Cidden o ufacık nargileden çıkan fokurtu bu dev kubbede büyük bir akustik yapmaktaydı…

Ve bunca hâdise ile dolu sekiz uzun yılın so­nunda bir mimarî şaheseri olan muhteşem cami ta­mamlandı. Süleymaniye adını taşıyan bu emsalsiz mabet 16 ağustos 1556 cuma günü ibadete açıl­dı. Adına inşa olunan camiin ihtişam ve güzelliği­ne hayran kalan Kanunî Sultan Süleyman, camiin anahtarını Koca Sinan’a uzatırken: «— Binâ eyle­diğin bu beytullahı, sıdk, safa ve dua ile yine senin açman gerek…» diyerek dâhi Sermimarına şerefle­rin en büyüğünü bağışladı.

«Şehzâde Camii çıraklığımın, Süleymaniye kal­falığımın, Edirne’deki Selimiye de ustalık devremin eseridir» diyen Mimar Sinan Yeniçeri ocağında ma­rangozlukla işe başlamış, Yavuz Sultan Selim’in Teb­riz seferi sırasında Van Gölü’nü geçmek için inşa ettiği gemi, yalnız bu göldeki ilk tekne değil, ayni zamanda onun da ilk eseri olmuştu. Sonra Arap ve Acem diyarlarına vâki seferler sırasında hendese ve mimarî öğrenmiş; Kanunî’nin Karaboğdan seferi sı­rasında Prut suyu üzerinde ilk köprüsünü inşa et­mişti. 50 yaşında Yeniçeri ocağından ayrılıp saraya Sermimar (Mimarbaşı) olarak geldikten sonra üç kı­taya yayılan o koskoca imparatorluğu her biri bi­rer mimarî şaheseri olan dört yüze yakın eserle süslemişti. Tam 48 yıl sürmüştü Koca Sinan’ın Mimarbaşılığı. Türk tarihinin bu en muhteşem ve en zen­gin devresini inşa ettiği camiler, medreseler, türbe­ler, kemerler, köprüler, saraylar, hamamlar, mah­zenler ve bentlerle dile getirdi.

Doksan yaşını aşkın iken, çok sevdiği ve himâyesine aldığı Şair Mustafa Sâi’ye «Tezkiretülbünyan» adı altında mufassal bir hayat hikâyesini de kaleme aldırdı. Böylelikle devşirme Sinan, şahsî gayretiyle yarattığı Koca Sinan’ı da yazılı bir eser olarak bı­raktı tarihimize Türbesi Süleymaniye Camii’nin avlusundadır.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

Milliyet, Habertürk,

72 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?





Bumerang - Yazarkafe
© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım