Hoşgeldiniz  

Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir?

admin | 17 Haziran 2017 | Bilim Adamları ve Kaşifler, Eğitim, Felsefe, Genel, Tarih

Büyük mutasavvıf ve mütefekkirdir. Horasan’ın Belh şehrinde doğdu. Babası “Sultan-ül Ulema” adiyle anılan Bahaddin Veled. annesi Mümine Hatun’dur Anadolu’ya göç ettikleri zaman Selçuk Hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya yerleştiler. Sultan-ül Ulema burada ders verdi. Ölümünden sonra yerini 1231’de oğlu Celâleddin aldı. Pek çok öğrenci yetiştirdi. Ünü her ta­rafa yayıldı. 66 yaşındayken Konya’da vefat etti.

Büyük bir islam müderrisi olan Mevlana Celaleddin Rûmi’nin yaşantısını kökünden sarsan olay, 25 Ka­sım 1244 günü Konya’da, tasavvuf dünyasının ulu bir kişisi olan Tebrizli Şems ile tanışmasıyla meyda­na geldi. «Tasavvufun iki büyük denizinin birbirine karışması» olarak nitelendirilen bu karşılaşmadan sonra Celâleddin-i Rûmi medreseyi de, kendisine yü­rekten inanıp bağlanmış olan öğrencilerini de yüz­üstü bırakıp Şems ile bitip tükenmek bilmeyen bir sohbete daldı. Bu iki can dost adeta birbirini tamam­lamış ve irşat etmişlerdi. Bu sohbet ve semâ bitmek bilmiyordu âdeta. Semâ, âşıkların gıdasıydı, sözden eyleme geçiş, kötülüklerden arınmaydı. Mutluluğun en ulusuna erişmişti Şems ile sohbette ve semâda…. Coştu, çağladı, taştı, söyledi ve söyletti…

Bu hâl Mevlâna’yı seven öğrencileri arasında bir kıskançlığa yol açmıştı. Bu büyük insanı kendilerinden uzaklaştıran Şems’i tehdit ile onu Konya’ dan uzaklaşmayı mecbur bıraktılar. Şems’in gidişi, Mevlâna’yı yakıp kavurdu. Onda ılâhi bir güzellik ve zekâ buluyordu, bu ateş içinde en güzel şiirlerini terennüm etti. En yakıcı feryatlar kopardı. Bu du­rum karşısında oğlu Sultan Veled, yanına aldığı yedi kişiyle diyâr diyâr dolaştı, nihayet Şam’da bulduğu Şems’i tekrar Konya’ya getirdi. Ancak bu dönüşten sonra Mevlâna büsbütün tasavvuf denizinin içinde yuvarlanmıştı. Nihayet Şems, aralarında Mevlâna Celâleddin-i Rûmi’nin diğer oğlu Alâeddin’in bulun­duğu bir muhalif grubun hazırladığı tuzak neticesi ortadan kaldırıldı. Şems’in 5 Aralık 1247 günü yedi kişi tarafından öldürülerek cesedinin bir kuyuya atıldığı söylenir. Bir başka rivayete nazaran da Şems kendiliğinden Konya’dan uzaklaşmıştı.

Şems’in bu gidişinden ve ortadan kayboluşun­dan sonra perişan hâle gelen Mevlâna kendisini tamamen şiir, musiki ve semâya verdi. Yazdıklarında Şems ite kendini aynı insan olarak görüyordu. «Vahdet-i vücut (Varlıkta birlik)» felsefesinin tabiî bir sonucu olan bu görüş ve gösteriş, Mevlâna’ya bü­yük bir lirizm kazandırdı.

Mevlâna, Şems’in ölümüne bir türlü inanama­dı. Fakat onu görememenin, onun hasreti içinde «Divan-ı Kebîr» adını taşıyan büyük eserini yazdı. Da­ha sonraları kuyumcu Selâhaddin’i hemdem edin­miş, onun da vefatıyle aşkının zirvesine ulaşmıştı. Etrafına büyük kitleleri toplayan Mevlâna bundan sonra Konya Ahilerinin şeyhi Çelebi Hüsameddin’i naip olarak yanına aldı. Mevlâna altı ciltlik muh­teşem eseri «Mesnevî»yi onun teşvikiyle yazdı ve büyük bir kısmını ona dikte ettirdi.

1273 yılında «Sultanlar Sultanı» Mevlâna Ce­lâleddin-i Rûmi, şiddetli bir humma ile yatağa düş­tü. Selçuk Sultanı, sarayın en ünlü iki hekimi olan Mevlâna Kemâleddin ile Gazafer’i ona bakmakla vazifelendirmisti. iki doktordan başka Hüsameddin Çe­lebi, oğlu Sultan Veled, Şeyh Sadreddin ve Kadı Seraceddin bir an olsun başından ayrılmıyorlar ve so­ğuk su ile alnını ayaklarını, kollarını ovarak harare­tini gidermeye çalışıyorlardı. Mevlâna şiddetli ate­şine rağmen şuurunu muhafaza etmekteydi ve ya­nındakileri teselliden de geri kalmıyordu:

«— Ken­dinizi üzmeyin… Hastalığımız, bizi bu âlemden ayı­racak bir sebepten başka bir şey değildir…»

«Sultanlar Sultanı», 17 Aralık 1273 pazar günü hayata gözlerini yumduğu zaman bütün Konya hu­dutsuz bir üzüntüye garkoldu, cenazesi hiç bir fâniye nasip olmayan ulvi bir merasimle kaldırıldı. Ona ina­nan, ona bağlanan insanların tek tesellisi, ölümün bir ayrılık olmadığı görüşünde toplanıyordu. Bu yüz­den o geceye ayrılık gecesi diyemediler: «Şeb’i arûs • Gelin gecesi» sıfatını verdiler.

25.618 beyitlik «Mesnevi»si, 12 divanı ihtiva eden «Divan-ı Kebir»i ve sayısız eserleriyle Türk ta­savvuf edebiyatında da ölümsüzleşen Mevlâna Celâleddini Rûmi’ye inananlar onun görüşlerinin ışığı altında Mevlevi tarikatını kurdular. Müzik ve rak­sa bünyesinde yer veren Mevleviliğin merkezi ise Konya oldu. O, kapılarını her dinden kişilere açmış­tı, Mevlevi tarikatına da her dinden kişiler girdiler.

Gel, yine gel!

Ne olursan ol,

ister kâfir ol, ister mecusi

isler yüz kerre tövbe etmiş ol.

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı.

Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan yine gel!

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

163 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım