Hoşgeldiniz  

Hacivat ve Karagöz Kimdir?

admin | 18 Haziran 2017 | Bilim Adamları ve Kaşifler, Eğitim, Felsefe, Genel

14 yy da yaşadıkları tahmin edilmektedir. Türk halk zekâsının bir ifade vasıtası olan Karagöz: çeşitli yazılı kaynaklar, karagöz oyna­tanlar bu sevimli kişinin yaşadığına inanan Ana­dolu halkının kuşaktan kuşağa söyledikleri, çele­binin Orhan Gazi (1326 – 1360) zamanında yaşadı­ğında birleşirler. Nereli ve kimin oğlu olduğuna dair bilgimiz yoksa da altı yüzyıldan beri aramız­da yaşayan Karagözün mezarı Bursa da, Çekirge­ye giden yol üzerindedir. Çok zarif bir türbedir.

Halk ve Karagözcüler arasındaki söylentiye göre, Sultan Orhan Bursa’da Ulucami’ni yaptırırken, Karagöz camiin kurşun işlerinde, asıl adı Hacı Ehvat olan Hacivat da taş işlerinde çalışıyormuş. Man­tığın, zarafetin, çelebiliğin örneği sayılan Hacivatla, kalenderliğin, yiğitliğin, doğru sözlülüğün ve özlü­ğün timsali olarak tanınan Karagöz, bu yapı işinde tanışırlar. Birbirlerinin sohbetinden o kadar hoşla­nırlar ki, işe güce bakmaz olur, akşamlara kadar sohbet, şakalaşma ve tekerlemelerle vakit geçirir­ler. Bunların eğlenceli sohbetlerine dalan diğer iş­çiler de çalışamaz olurlar. Böylece de inşaat durur. Bir teftiş sırasında durumu öğrenen Orhan Bey, ga­zaba gelir ve camiin inşasının aksamasına sebep olan bu iki işçinin kafalarının kesilmesini emreder. Yine bu rivayete göre Hacivat, Ulucami’in mihrap tarafında bir çukura, Karagöz de Bursa Çekirge yo­lu üzerinde bir mezara gömülmüştür.

Karagöz ile Hacivat için ikinci rivayete göre de onları idam ettiren Sultan Orhan değil, veziridir. Cami inşaatının teftişine vezir gelmiş, herkesin işi gücü bırakıp Karagöz ile Hacivat’ı seyre daldığını görünce hiddetlenerek oracıkta kafalarını kestirmiş­tir Karagöz’le Hacivat da kesik başlarını, koltuk­larının altına alarak doğruca Sultan Orhan’a şikâ­yete gitmişlerdir. ‘

Üçüncü söylentinin yeri değişik. Anadolu’da yüzlere varan beyliklerin bulunduğu devir. Sivrihi­sar Beyi kendisine bir saray yaptırmak ister. Mima­rı ve nedimi olan Hacivat işe başlar. Bir süre sonra dülger lâzım olur. Hacivat’ta, yüzü maymun kadar çirkin, fakat gayet zeki, cerbezeli ve nükteli bir ki­şi bulup getirir. Bu adamın o kadar büyüleyici bir konuşması vardır ki diğer işçiler, bunun sözlerini dinlemekten işlerini ihmal ederler. Hattâ geceleri, ateşin etrafına toplanırlar ve bu adama hayatın derinliklerine dair sorular sorarlar. Bu adamın adı Karagöz’dür. Sivrihisar Beyi her cuma namazından sonra işyerini kontrol etmektedir. Bir de gelir ba­kar ki, işler geçen haftadan bir kıl payı ilerlememiş. Nedenini Hacivat’tan öğrenince hiddetlenerek Karagöz’ün başını kestirir.

Her üç söylentinin de sonu hemen hemen ay­nıdır. Birincisinde, iç acısı çekmeye başlayan padi­şahın acısını dindirmek isteyen Şeyh Küşteri, bir perde kurar, Hacivat ile Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini perde arkasından oynatıp onların şa­kalarını tekrarlayarak padişahı avutur, bu yüzden Karagöz oyununun beyaz perdeden ibaret sahnesi­ne Türkiye’de Şeyh Küşteri Meydanı da denilir.

Hazref-i Sultan Orhan Rahmetullahtan berû

Yâdigâr-ı Şeyh Küşter’den becâdır pederimiz.

Üçüncü rivayette Karagöz’ü sahneye koyan ar­kadaşı Hacivat’tır. Ölümleri bir hicran yaratan insanların hayalle­rini bir perdeye aksettirmek suretiyle doğan Kara­göz oyunu, Türkçe birçok cümleleriyle hâfızalarda yer etmiş sözlerle zengin, güzel ve ahenklidir. Bu esas itibariyle bir İstanbul Türkçesidir. Bu Türkçede zaman zaman sevimli halk tekerlemeleri tekrarlanır.

Karagöz ve oyunu yüzyıllar boyu yaşamıştır. Evliya Çelebi de; Karagöz ve Hacivat’ı Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış olduklarını yer gös­tererek ve fıkralarıyle anlatır. 18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in yedi yaşındaki kızının evlenmesi müna­sebetiyle yazılan «surname» de, dört yerde perde kurulup hayal oynatıldığı yazılıdır.

Sultan Abdülaziz ile Abdülhamit devrinde Ka­ragöz gerek sarayda, gerek halk arasında hayli rağ­bettedir. Abdülhamit devrinde Yıldız Sarayı’nda ka­ragöz oynatıldığından bahseden merhum Ahmet Rasim Bey, Mehmet Efendi adındaki bir karagözcü­nün bir anısını «Muharrir Bu Ya» da yayınlamıştır.

«Bir gece karagöz oynatılması hakkında irade geldi. Perdeyi kordum. Sıra gelmişti, şarkısına baş­ladık:

Ay’a bak, yıldıza bak,

Şu karşıki kıza bak diye okuyacaktım.

Tam «Ay’a bak» dediğim esnada bir de perdenin sağ tarafına bakayım ki Sultan Hamit bizi seyretmiyor mu?.. Bir anda hatırıma «Yıl­dız» kelimesinin böyle bir yerde ağıza alınmasın­dan dolayı sonunda karşılaşacağım akibet geldi ve Aya bak, havaya bak,

Karşıki tavaya bak!

Dedim ve işin içinden sıyrıldım.»

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

162 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım