Hoşgeldiniz  

Fuzuli Kimdir?

admin | 23 Temmuz 2017 | Bilim Adamları ve Kaşifler, Edebiyat ve Türkçe, Eğitim, Genel

1495-1556 yılları arasında yaşamıştır. BAĞDATLIDIR. Hille Müftüsü Süleyman’ın oğlu­dur. Asıl adî Mehmet’tir. Ömrünü Bağdat ve Kerbelâ’da geçirip Irak’tan dışarı çıkmadı. Hazret-i Hüseyin türbesinin kandilciliğiyle geçinirdi. Hoca­sı Rahmetullatı Efendi’nin kızı Rahime’yle evlen­di ve Fazlullah adında bir oğlu oldu. Tasavvuf de­nilen felsefe görüşüne bağlı, dini bütün, çok lirik bir şairdir. Leylâ ile Mecnun mesnevisi en değerli eseridir. Bu değerli eser pek çok dile çevrilmiştir

Mehmet o kadar alçak gönüllü bir insandı ki şiirlerinde Fuzuli (fazlalık) adını kullanırdı. Niye böyle yaptığı sorulduğunda «Herkes başkasının şii­rini kendi malı gibi gösteriyor. İsmim bu olunca kim­se benimkilere tenezzül etmez, ya da başkasının şii­ri benim sanılmaz» diye karşılık vermiştir.

Fuzuli son derece bilgili ve çalışkan bir insan­dı. Oğlu Fazl (erdem) in de öyle olması için çok ça­lışmıştı. Ama, olmadı. Çünkü Fazlullah, gayet tem­bel, kabiliyetsiz bir çocuktu. Bunun üzerine zama­nın şairlerinden biri Farsça-.

«Fazlî peder-ü püser fuzûli» yani, asıl erdemli olan babası, oğlan tamamiyle faz­lalık, mısrasını söylemişti.

Bütün şiirlerinde kendini Tanrı aşkına adamış olan Fuzuli, geçim sıkıntısı içinde kahroluyordu. Bağdat’ı Kanunî fethedince, onun komutanına, pa­dişah için kasideler, övgü şiirleri sundu. Bu saye­de Bağdat vakıflarının ziyadesinden, yani vakfa harcadıktan sonra artakalan paradan günde dokuz akçe maaş bağladılar. Zavallı Fuzuli, hiç bir zaman bu parayı alamadığı için, sonunda, Bağdat’ta barı­namadı, biraz dış mahalle sayılan Hille’ye çekildi. Hüseyin Türbesinin bekçiliğiyle, yani türbeye bıra­kılan adak paralarından bakım fazlasıyle geçinmeğe çalıştı. Ama, Kanunî’nin fermanlarına tuğra basan Nişancıbaşı Celâlzade Mustafa Çelebi’ye de «Şikâ­yetname» diye ün yapmış, dokunaklı bir yergi ör­neği olan mektubunu yollamadan edemedi.

Bu eser, o  zamanın resmî dairelerinde insanların nasıl çalış­madıklarını gösteren dili sanatlı, edebiyat değeri bü­yük bir belgedir. Meselâ, hakkını istemeğe giden Fuzuli’nin: «Selâm verdim, rüşvet değildir deyü al­madılar» sözü, hiciv şaheseridir.

Daha önce, Safevi Hükümdarı Şah İsmail, Bağ­dat’ı zaptedince, ona da «Beng ü bâde (Afyon ve içki)» adlı bir mesnevi sunmuştu. Bu eserde afyon­la şarabı konuşturur ve bunlardan her biri, kendini över. Derler ki Fuzuli’nin bu mesneviyi yazması, as­lında Yavuz’la Şah İsmail arasındaki mektup düel­losuna bir edebî şekil kazandırmaktır. Bu bakımdan semboller yerini bulmuştur: Şah İsmail-i Safevi, eser­de afyonla, Yavuz ise şarapla temsil edilmiştir.

Kerbelâ olayını anlatan «Hadika-t-üs-süedâ»sından başka, şairin en önemli eseri «Leylâ ve Mecnun» mesnevisidir. İslâm dinini kabul etmiş toplumların edebiyatlarında ortak konular çok görülür. Nitekim 15. yüzyılda Alîşir Nevai gibi gerek Türk, gerek Arap veya İranlı birçok şair bu konuyu işlemiştir. Ama hiçbiri, Fuzuli’nin ulaştığı «Neoplâtonik aşk» anlayışına, tasavvuf görüşüne ve ifade lirizmine ula­şamamıştır. Denebilir ki, dünya edebiyatında Fuzu­li’nin Leylâ ve Mecnun’u tektir:

Git, derdime sen devâ değilsin

Bigânesin, aşina değilsin

Gördü ki bir avcı dâm kurmuş

Damına gazaller yüz urmuş

Bir ahu esir-i dâmı olmuş

Kan yâşı karâ gözüne dolmuş

Boynu burulu ayağı bağlu

Şehlâ gözü nemlü cânı dağlu

Sayyâd sakın cefa yamandır

Bilmezsin mi ki kana kandır?

gibi mısraları bu eseri baştan başa şiir haline getirir. Leylâ ile Mecnun, doğduklarından itibaren birbir­lerini sevip ancak ölümden sonra birleşebilirler ki, burada Leylâ Tanrısal güzelliği, Mecnun da ona karşı duyulan çekilişi temsil etmektedir.

Büyük şairimiz Fuzuli’yi, zaman zaman Araplar ve iranlılar kendilerine maletmek istemişlerdir. Oy­sa, öz be öz Türk’tür. Oğuzlar’ın Bayat kabilesinden gelir. Farisi divanının giriş bölümünde, kendisinin hâlis Türk olduğunu gayet açık bir dil ile belirtmiştir. Fuzuli, bu girişte şöyle der-.

«Aslım Türk, ana dilim Türkçe’dir. Arapça’yı il­mi mübahaseler esnasında, Farisi’yi de arzu ettiğim zaman kullanırım. Çocukluğumdaki şiirlerim, daima ana dilimle, yâni Türkçe sadır olmuştur…»

Fuzulî, devrinin fen ve tıp ile ilgili bilgilerini de iyi öğrenmişti. Nitekim, onun «Ruhname» yahut «Sıhhat ve Maraz» isimli risalesi, şairin hekimlik il­miyle de uğraşmış bulunduğunu gösterir.

Fuzuli, sadece Türk Tarihi’nin iftiharla kaydet­tiği bir şair değil, bütün dünyanın yakından tanıdığı kişiler arasındadır. Onun Türkçe, Arapça ve Farisî divanlarından başka, «Hadikatüssüada»sı da başlıca eserleri arasındadır.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

94 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım