Hoşgeldiniz  

Dinozorlar; Çeşitleri ve Özellikleri!!!

admin | 26 Kasım 2018 | Genel, Hayvanlar Alemi

Omurgalı hayvanlardan soyu tükenmiş sürüngenler. Kara doğayı, 120 milyon yıl süreyle, 2 büyük sürüngen takımının egemenliği altında kalmıştır. Saurişiya ile ornitişiya denen bu takımlar, dinozorlar adı altında toplamışlardır. Bu adın kökeni (dinosauria) Yunanca olup “müthiş kertenkele” demektir. Dinozorlar, yapı ve davranışları açısından çok türleri ayrılan, çoğu yaylalarda yaşayan ve hızlı koşabilen kara hayvanlarıydı. Bazıları da ovalarda, yarı sucul olarak yaşarlardı. Kimi türleri ufak olmakla birlikte çok büyük türleri de vardı. 190 milyon yıl kadar önceki triyas dönemi ortalarında 70 milyon yıl kadar önceki tebeşir dönemi sonlarına dek yaşamışlardır.

Dinozorlar ilk kez 1824 yılında keşfedilip incelenmeye başladılar. Bu tarihte Oxford’un dışındaki Stonesfield’de jura dönemine ait kayalıklarda iri bir etçil hayvanın kemiklerin bulan Oxfordlu rahip ve jeolog W. Buckland, Megalosaurus adını verdiği bu kemiklerin bir dev kertenkeleye ait olabileceklerini öne sürdüler. Bir yıl sonra Sussexli jeolog Dr. Gideon Mantell, Sussex’de büyük bir otçul sürüngenin dişlerini buldu ve bu hayvana Iguanodon adını verdi. Dinozorlar adı ise ilk kez 1842 yılında Sir Richard Ower tarafından kullanıldı ve 1887 yılına kadar geçerli kaldı. Bu tarihte Seeley adlı İngiliz uzman, dinozorların, aslında farklı ve ayrı ölçüde önemli 2 takımı kapsadıklarını ortaya koydu. Tekodonlar denen bir gruptan gelen bu 2 dinozor takımına saurişiya (kertenkelemsi leğen kemikli) ve ornitişiya (kuşsu leğen kemikli) adlarını verdi. Bu adlar günümüze kadar geçerli kalmıştır.

Her iki takımın kökeni bir olduğu halde, birbirleriyle sıkı bağlantıları yoktur. Aralarındaki fark, bacakların eklemlendiği yer olan leğen kemiği çemberinin yapısındadır. Saurişiyalarda, her iki yandaki leğen kemiği çemberinde 8 dişli, çatal biçiminde oluşumlar vardır. Ornitişiyaların leğen kemiğinde ise kuşlarınki gibi 4 dişli bir oluşum yer almıştı, bunların bir özelliği, altçene kemiğinin ön kısmında, dişsiz bir orta kemiğin yer alışıydı. Saurişiyalar 2 ayaklı etçilleri (Tyrannosaurus) ile 4 ayaklı otçulları (Brontosaurus) kapsar. Ornitişiyalar içinde de 2 ayaklılar (Iguanodon) ile 4 ayaklılar (Triceratops) yer almışlarsa da, bunların hepsi otçuldur.

Saurişiya takımının evriminde 2 ayrı yön vardır. Bu yönler sonucunda sauropod ile theropod  adında iki grup meydana gelmiştir. 4 ayaklı ve otçul olan sauropod grubundaki dinozorlar devleşmenin son sınırına ulaşmışlardır. Bunların başları küçük, boyun e kuyrukları uzundur. Yumuşak ve gür bir bitki örtüsünün kapladığı bataklık belgelerde dolaşırlardı. Hepsi otçul ve çok iriydi. Canlı ağırlıklarını iskeletlerinden, oldukça doğru hesaplamak mümkün olmuştur. Örneğin bu gruptan olan Brontosaurus’un uzunluğu 20 metre, ağırlığı da 35 ton; Brachiosaurus’un uzunluğu 28 metre, ağırlığı ise 50 ton kadar hesaplanabilmiştir. Otçul ve yırtıcı hayvanlardaki gibi büyük çenelere sahip olmayan sauropodların başları gövdelerine göre küçük, boyunları ise uzundur. Bu hayvanlar, yerinden kımıldamadan geniş bir bölgede otlanabilir ve fazla enerji harcamazlardı. Basit yapılı olan küçük çene kemikleri tahta çivileri andıran sivri ve uzun dişlerle bezenmişti.

Bunların gözleri burun deliklerinin kafatası üzerinde tepedeydi. Bu da sauropodların yarı sucul yaşayanlardan olabileceği sonucunu çıkartabiliriz. Belkemiği, iç organları taşıyabilmek için iri bir yapıya sahipti; fakat her bir omur kemiğinin kenaları, dayanıklılığı bozmadan ağırlığı azaltacak biçimde delinmişti. Omurga sütununun yukarı bölümünde boylu boyunca yeralan geniş bağlar, başı ve boynu taşırdı. İri gövdeyi taşıyan bacaklar sütuna, etli parmakların tümü de fil ayağına benzerdi. Genel kanıya göre önceleri 2 ayaklı olan sauropodlar sonradan 4 ayaklı olmuşlardır. Ön bacakların arka bacaklardan kısa oluşu da bunu kanıtlar. Fakat son zamanlarda Afrika’nın güneyinde triyas dönemine ait büyük 4 ayaklı prosauropodların ve izlerinin bölünmüş olması, sauropodların hiç bir zaman 2 ayak üzerinde yürüme evresinden geçmiş olduklarını ortaya koymuştur. Sauropodlar gelişimlerini zirvesine üst jura döneminde ulaşmışlar ve tebeşir döneminde azalmaya başlamışlardır.

Sauropod taşıllarının en çok bulunduğu bölgeler, ABD’nin batısındaki üst jura dönemine ait Morrison ile Tanzanya’daki Tendagaru tabakalarıdır. Patagonya ve Moğolistan’da da tebeşir dönemine ait tabakalarına rastlanmıştır. Sauropod kalıntıları Avrupa’da da vardır; ancak kayaların ve erozyon oranının az oluşu, taş taşımayla ilgili endüstri dallarının giderek azalışı, günümüzde bunların keşfini güçleştirmiştir. Fransa’da bir dağın bayırında çok sayıda tam ve parçalanmış Sauropod yumurtaları bulunmuştur. Saurişiya takımının ikinci grubu olan theropod grubu ise hep 2 bacaklı olup, bu gruptaki hayvanların çoğu etçildir. Sölozorlar ve karnozorlar diye 2 bacaklı olup, bu gruptaki hayvanların çoğu etçildi. Sölozorlar ve karnozorlar diye 2 topluluğa ayrılmışlardır. Sölozorlar ufak dinozorlardı. En iri sölozor 5 m uzunluğundaydı. Kafatasları kuş kafatasını andırır yapıdaydı. Çene kemikleri sivri ve keskin dişleriyle bezenmiştir. Bazılarında da diş yoktu. Dişli türlerin küçük sürüngenler ve memelilerle beslendikleri, dişsizlerin ise yeniden böcek yeme alışkanlığını kazandıkları sanılmaktadır.

Başları uzun, boyunları düzdür. İskeletin tüm kemikleri ince çeperli olup, hayvanın genel ağırlının azalmasını sağlardı. Ön bacakları oldukça iyi gelişmişti ve bazılarında 3 parmaklı bir el vardı; bu elin diğer parmaklara değdirilebilir biçimde olan başparmağı avı kavramaya yardımcı olurdu. İnce uzun olan arka bacaklar, hızlı hareket edip uzun adımlarla ilerlemelerine yarardı. Sölozorlar mesozoik dönem süresince dünyanın her yerinde yaygındırlar. Fakat, henüz iyi bilinmeyen nedenlerle taşılları daha çok kuzey yarımküresinde bulunmuştur. Kuzey Amerika ile Moğolistan’da tebeşir döneminde yaşamış olan Ornitomimid (kuş benzeri) adındaki tür, özellikle ilginçtir. Bunların kafatası ve iskeleti devekuşununkilere benzer. Hızlı koşabilen ornitomimidler, muhtemelen günümüzdeki devekuşları gibi yaşarlardı. Bazılarının dişleri yoktu; bu hayvanların böceklerle beslendiği sanılır.

Oviraptor (yumurta hırsızı) denen bir ornitomimidin iskeleti Moğolistan’da dinozor yumurtalarının bulunduğu bir yuvanın yanında bulunmuştur. Bu yumurtalar oldukça farklı bir dinozora (seratopsiyan) aittirler; bu nedenle Oviraptorun bir yumurta yiyici olduğu düşünülebilir. Sölozorlar en çok New Mexico’daki Ghost Ranch (Hayalet Çiftliği) adlı yerde yaşamışlardır. Bu bölgede Triyas döneminde yaşamış Coelophysis türünün, olduğu gibi kalmış birçok iskeleti vardır. Genç ve yaşlı sölozorların iskeletlerinin bir arada düşüp kalmış olması bir yöresel felaketin meydana geldiği sanısını verir. Hayvanların böyle bir felakette birbirini yemiş olmaları da muhtemeldir. Çünkü büyük iskelet parçaları arasında küçükler parçalanmış olarak bulunmaktadırlar. Bir başka theropod topluluğu olan karnozorlar bütün zamanların karada yaşamış en büyük yırtıcı hayvanlarıydı; 1,2 m uzunluğundaki başını yerden 6 m kadar yüksekte tutardı. Karnozorların evriminin önemli özelliklerinden biri, kafatasının büyümesiyle birlikte ön bacaklarının küçülmüş olmasıdır. Bunun nedeni, başın yırtıcılık görevini tatamıyla yüksenmeye başlaması, ön bacakların da avı yakalayıp parçalamakta önemini kaybetmesiydi. Baş büyüdüğünden, boyun bunu taşıyabilmek için kısalmıştı. Üstçene ve altçene kemikleri, sık olarak dizilmiş kama biçimli dişlerle benzemişti. Omurgası leğen kemiği üzerinde dönebilecek biçimdeydi ve ağır, güçlü bir kuyruk, leğenin ön kısmındaki ağırlığı dengede tutardı. Arka bacakları iki ayak üzerinde yürümeye en iyi şekilde uymuştu. Üst jura döneminden, magalozor adındaki Avrupa karnozorunun kalıntıları, Kuzey Amerika’da ise allozorun tam iskeletleri bulunmuştur. Ayrıca tirannozor devrelerinin hepsi de tepeşir döneminde yaşamış olup bunlardan Kuzey Amerika’dakilere Tyrannosaurus, Kanada’dakilere Gorgosaurus, Asya’dakilere de Tarbosaurus adları verilmiştir.

Dinozorların ikinci takımı olan ornitişiyaları, saurişiyalardan ayırt eden birçok bulgu vardır. Ornitişayaların hepsi bitkilerle beslenirlerdi. Törpüyü andıran dişleri daha çok çenelerinin arka bölümüne dizilmişlerdi. Çene kemiklerinin dişsiz olan ön bölümü muhtemelen kemiksi tabakalarla kaplıydı. Çoğunun yürüyüşü iki ayak üzerindeydi, ancak ön ayakları da iyi gelişmişti. Hayvan dinlenirken 4 ayağının üstüne çökerdi. Ornitiyalar da iki olmakla birlikte, saurişiyaların dev boyutlarına hiçbir zaman erişememişlerdi. Ornitişiya takımı gelişiminin zirvesine tebeşir döneminde erişmiştir. Alt Jura döneminin kayaları arasında 1-2 iskelete rastlanmıştır. Bu durum, deniz tabakalaşmalarının kısmen bu dönemde ön plana geçmiş olmasından ileri gelmiştir. Son birkaç yıl içinde triyas dönemi kayaları arasında da ornitişiya kalıntıları bulunmuştur.

Ornitişaya takımı ornitopodlar, stegozorlar, ankilozorlar ve seratopsiyalar olmak üzere 4 grubu kapsardı. Ornitopod topluluğunda, bilinen en eski ornitişiyalar yer almış olup bunların kalıntıları son zamanlarda Güney Afrika, Güney Amerika ve Çin’de triyas dönemi kayalıklarda bulunmuştur. Hepsi 2 ayaklıdır. Güney Afrika’da bulunmuş olan Heterodontosaurus gibi en eskilerinin incelenmesinden anlaşılacağı gibi ilkel ornitişiyaların dişleri çenelerinin ön kısmındaydı. Daha sonra alt tebeşir döneminde yaşamış olan CAmptosaurus ve Iguanodon gibi orintopodlarda ise yaprak biçimli dişler, çenelerin arka bölümünün üçte ikisini kapsardı. Ornitopodların en önemlisi Iguanodon’dur. İlk olarak Mantell’in tanımladığı bu dinozorun uzunluğu 10,6 m bulurdu. Ağır gövdeyi taşımak zorunda olduklarından üç ayak parmağı dışa dönüktü. Hayvan 2 ayağı üstüne kalktığında gövdeyi taşıyabilmek için karmaşık bir kas kirişleri ağı, sırtını boylu boyunca kaplamıştı. 5 parmaklı olan ön ayaklarının 2 dış parmağı daha ince olup, başparmağının kemiği uzun ve sivriydi.

Iguanodonların kemikleri ve ayak izlerine Avrupa, Asya ve Afrika’da rastlanmıştır. Bu keşiflerin en ilginci 1877’de Belçika’da yapılmıştır. 322 m derinlikte bir tünel açan Bernissart maden kömürü işçileri, eski karbonifer arazinin derin bir hendeğine gömülmüş bir Iguanodon sürüsünün kalıntılarıyla karşılaşmışlardır. Burada yapılan kazılardan sonra hiç bozulmamış 30 kadar iskelet çıkarılıp Brüksel’e götürülmüştür. Ornitopodların küçük türleri de vardı. Örneğin, İngiltere’de bulunmuş olan bu tebeşir dönemine ait Hypsilophodon, 1,2 m boyundaydı. El ve ayaklarının yapısından bunun ağaçlarda yaşadığı öne sürülebilir. Ornitopodlar ve başka bir tür olan hadrozorlar, üst tebeşir döneminde çok yaygındırlar. Bunlara ördek gagalı dinozorlar da denir. Bunun nedeni, kafataslarının ön bölümü ile altçenelerinin büyük ve geniş bir gaga biçiminde uzamış olmasıdır. Ön ayaklarındaki parmakların toynak şeklinde bitmesi 4 ayak üstünde yürümüş olduklarını gösterir. Dikkat çekici özelliklerinden biri, baş bölümündeki kemiksi ibiklerdir. Bir Kuzey Amerika hadrozoru olan Corythosaurus türünde bu özellik belirgindir. Parasauroluphus adlı hadrozorlarda görülen ilginç bir oluşum, başın tepesinden geçecek biçimde geriye doğru kıvrık kemikten yapılı hortuma benzer bir çeşit mahmuzdur. Bu oluşuma bir kesit yapıldığında burun deliklerinin bunun içinde devam ettiği, uç kısmına kadar geldikten sonra da yine içinden geriye doğru dönüp boğaz bölgesine kadar geldiği görülmüştür. Bu”U” biçimli burnun, karada yaşamaya eğilimli olan hayvanın koku alma duyusu ile ilgili olduğu öne sürülmüştür.

Yırtıcı bir hayvanın kovalaması halinde hadrozor suya girerdi. Kanada’nın üst tebeşir kayalıklarında bulunmuş hadrozorların bazılarında deri ve kasların çoğu bile taşıllaşmıştır. Küçük pullarla kaplı olan deri, parmaklar arasında bir zar gibi gerilmişti. Buna dayanarak, hadrozorların yarı yarıya suda yaşamış oldukları düşünülebilir. Ağır ve kuvvetli kuyruk da muhtemelen bir yüzme organı görevini görürdü. Stegozorlar, daha ilginç bir ornitişiya grubudur. Bunların önemli özellikleri sırtlarındaki zırhtı. Stegozorlar 4 ayaklı olmakla birlikte, bacak yapıları bunların 2 ayaklı ornitopodlardan geldiklerini gösterir. Ön bacaklar arka bacaklardan çok kısaydı ve sırt kamburdu. Ön ve arka ayak parmaklarının uçları çengele benzer tabanlarla biterdi. Baş, diğer vücut bölümlerine uygun olmayacak kadar ufak olup, beyin bir kedi yavrusunun ki kadardı. Ayrıca omurilik, leğen bölgesinde şişkinleşir ve yürümeyi kontrol altına alan bir çeşit yardımcı beyin görevini yapardı. En iyi incelenmiş olan ve üst jura döneminden kalma Stegosaurus, 6,2 m kadar uzunluktaydı. Dik ve üçgen biçimdeki 2 sıra kemiksi plak boyun, gövde ve kuyruk boyunca uzanırdı.

Kuyruk 4 tane uzun ve koruyucu dikenle sonlanırdı. Bilinen en eski Stgozor türü, İngiltere’de bulunmuş olan Scelidosaurus adlı dinozordur. Stegozorlar, üst jura ve alt tebeşir dönemlerinde her yerde bulunmuşlarsa da hiç biri tebeşir döneminin sonlarına kadar yaşamamıştır. Ornitişiya takımının üçüncü grubunu oluşturan ankilozorlar otçul olup, 4 ayaklıydılar. Zırhları en gelişmiş dinozorlardı; bu nedenle bunlara “sürüngen tanklar” adı verilmiştir. İçlerinden bazılarının uzunluğu 6,2 m bulurdu. Hepsindeki yassı baş ve gövdenin üstünde kemikli plakların oluşturduğu bir mozaik yapı yer almıştı. Kemikli halkalardan oluşan kuyruk eğilip bükülebilir bir zırhla kaplıydı. Bazılarının omuz ve kuyruk bölgelerinde uzun ve kemikli dikenler vardı. Bu ağır gövdeyi taşıyan bacaklar kısa, ayaklar ise geniştir. Bu hayvanların en iyi bilinenleri Avrupa’nın alt tebeşir döneminde yaşamış olan Polacanthus ile Kuzey Amerika’nın üst tebeşir döneminde yaşamış olan Ankylosaurus adlı dinozorlardır. Ornitişiya takımının son grubu olan seratopsiyan, taşıl olarak bulunmuş en son dinozor topluluğudur. Üst tebeşir döneminden önce yaşamış hiç bir seratopsiya üyesi yoktur. Bunların en iyi bilinenleri, gergedanınkini andıran boynuzları olan Triceratops adındaki boynuzlu dinozorlardır.

Seratopsiyalarda, üst tebeşir dönemi boyunca süren birtakım evrimler olmuştur. Bunların en önemlileri gövdenin ve başın büyümesi, çenelerin uzaması, kafatasında boynuzların çıkması, boynu kemiksi bir saçağın kaplaması ve bacakların, özellikle arka bacakların kısalmasıdır. Boyun saçağı hem duyarlı olan boyun belgesini korur, hem de kuvvetli çene kaslarının bağlanmasına yarayan büyük bir alan oluştururdu. Çenelerinin ön bölümü, kaplumbağalarınkini andıran gagaya benzer dar bir ağızla sondanırdı; bunun arkasında ise kesicidiş dizileri yer almışlardı. Çene aygıtının yapısı son derece sağlamdı.

20. yy beri yapılan incelemelere rağmen, dinozorların soyunun neden tükendiği sorunu çözülmeye çalışmaktadır. Bazı uzmanlar vücut büyüklüğünü kısmen kontrol eden hipofiz bezinin dinozorlarda aşırı ölçüde büyük olduğunu ve önüne geçilmez şekilde büyümelerine yol açtığını ileri sürmüşlerdir. Bu teze göre dinozorlar, büyüklüklerin oranın da enerji harcayamadıklarından ve büyük gövdelerini yeterince besleyemediklerinden tükenmişlerdir. Bu görüşün kanıtı, bazı dev dinozorların kafatasının kemik tabanındaki hipofizi koruyan kemik yuvanın büyüklüğüdür.

Bir başka görüşe göre ise, dinozorların mesozoik dönemin sonunda son olarak ortadan kalkmaları, tebeşir döneminde birbirini izlemiş olayların bir sonucudur. Bu dönemde yüksek dağlar oluştuğundan ve yer kabuğu yükselip buruştuğundan, bazı bölgeler yükselmiş, bazıları da alçalmıştır. Yükselen bölgelerdeki bataklıklarla ağır akışlı dere sistemleri kaybolmuş, bitki örtüleri solmuş; alçalan bölgelerde ise denizler oluşmuştur. Tebeşir dönemindeki ikinci olay da palmiye, sikas ve hurma ağacı gibi bitki türlerinin giderek ortadan kalkmış ve bunların yerini yeni bitkilerin almış olmasıdır. Bütün bu durumlar, bu hayvanların tükenişlerine yol açmış olabilir.

Kaynak: Hayvanlar Ansiklopedi, Vikipedi, Youtube, BBC, Milliyet,

47 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım