Hoşgeldiniz  

Böceklerin Yaşam Şekilleri!!!

admin | 04 Mart 2018 | Genel, Hayvanlar Alemi

Böceklerin büyük bir kısmı tatlı suda yaşamakla birlikte böcekler aslında kara hayvanlarıdır. Çok azı tuzlu suda yaşar; kimi böcekler ise olağanüstü koşullara uyabilirler. Örneğin Ephydra Cinerea adındaki sineğin larvaları, tuzluluk derecesi denizinkinin altı katı kadar olan Utah tuz gölünde yaşarlar. Petrolsineği yani Helaeomyia Petrolei ise Kaliforniya’daki ham petrol kuyularının içinde yaşar. Karadaki yaşantıya uyma konusunda böcekler bütün omurgasızlardan daha başarılıdırlar. Karada yaşayabilmek için bazı koşulların yerine getirilmesi gerekir. Bunların en önemlisi vücut suyu miktarının dengelenerek kandaki ve hücrelerdeki tuz ve başka maddelerin dengelenerek kandaki ve hücrelerdeki tuz ve başka maddelerin derşimesinin ayarlanmasıdır. Su kaybının önlenmesi, özellikle karada yaşayan hayvanlar için çok önemli bir sorundur. Çünkü suyun büyük bir kısmı buharlaşma ile bir miktarı da boşaltım işlemleri sırasında kaybedildiği halde su bulmak her zaman kolay değildir. Karada yaşayan böcekler bu sorunu yeterli bir şekilde çözmüşlerdir.

Böcek kütikülünün dış yüzünde bulunan bir balmumu tabakası su kaybının etkili bir şekilde önler. Bu balmumu tabakasının en içteki molekülleri o kadar sık bir şekilde yan yana dizilmişlerdir ki, su molekülleri içeri sızamaz. Bununla beraber, enerji sağlamak için böceklerin oksijene ihtiyaçları vardır ve oksijenin girebildiği yerden su dışarı çıkar. Bu yoldan su kaybı kaçınılmaz olmakla birlikte böceklerin solunum yüzeyleri aracılığıyla kısıtlanır. Böceğin gövdesinin içinde katlanıp bükülerek yer almış olan trakea adı verilen ince tüpleri kapsayan bu solunum yapıcı yüzeyler, insandaki akciğerlerin gördüğü işi görür. Bunlara giren hava hızla su buharıyla doygunlaşır ve buharlaşmasıyla su kaybı olanaksızlaşır. Trakealar, spirakl adı verilen küçük deliklerle dışarıya açılırlar. Su kaybının en az düzeye indirmek için kapalı tutulan spirakller ancak oksijenin çoğu kullanıldıktan sonra ya da karbondioksit kanda birikince açılırlar.

Çok zehirli olduğundan sulandırılması gereken amonyağı bazı su böcekleri boşaltımla dışarı atarlar. Fakat kara böcekleri amonyağı atmaya yetecek miktarda su bulamazlar. Bu nedenle böceklerin çoğu amanyağı ürik asite dönüştürürler. Ürik asit az zehirli olduğu için katı halde de dışarı atılabilir ve böylelikle su kaybı önlenmiş olur. Kanda çözelti halinde bulunan ürik asit Malpighi kanalcıklarına geçer ama beraberindeki su kana geri emilir. Böylece dolaşıma çok su geçmekle birlikte bunun çok azı kaybedilir.

Hızlı gitmek böcekler için önemli bir yetenektir; etçil veya asalak olanlar avlarını daha iyi kovalar, düşmanlarından açmaları da kolaydır. Ayrıca böcek bu sayede barınağının sınırları içinde rahatça hareket ederebilir. Kütikülün uçuşa da katkısı vardır; çünkü kanatların iyi iş görebilmeleri sert oluşlarına bağlıdır. Uçan bir böcek daha uzak ve yeni barınaklar bulabilir, başka canlılarla mücadele edip oralardaki besinlere ortak olabilir. Uçabilme yeteneği böceğin karada yaşamasına önemli bir katkıda bulunur.

Tatlı suda yaşamakta olan böceklerin atalarının karada yaşamış oldukları kabul edilmektedir. Tatlı suda yaşamakta olanların kaybettikleri su miktarı karada yaşayanların kaybettiklerinden çok daha azdır. Su böceklerinin çoğunun kütikülü suyu kolaylıkla geçirir; böylece amonyağın tehlikesizce dışarı atılmasına yetecek kadar su sağlanmış olur. Fakat suyun bolluğu başka sorunlar oluşturur. Böceğin vücut sıvalarının tuz derişmesi tatlı suyunkinden daha çok olduğundan, su osmozla içine girer. Böcek fazla su çıkararak bunu dengeler. Fakat bu arada tuzlarını da kaybeder. Bu kaybı karşılamak amacıyla böceklerin bazıları çok sulandırılmış çözeltiler halindeki tuzu geri almaya yönelen özel mekanizmalar geliştirmişlerdir. Sivrisinek larvalarının kuyruklarındaki solungaç adı verilen oluşumların görevi budur.

Tuzlu su içinde, böcekle ortamın durumları çelişir. Suda, vücut sıvalarına oranla daha yüksek derişiklikte tuz vardır. Bu nedenle de böcek suyunu kaybetmeye ve dış ortamdan tuz almaya eğilimlidir. Böcekler genellikle bu duruma kolayca uyamazlar ve birkaçı hariç, tuzlu suda barınamazlar.

Dünyanın her yerinde böcek vardır. Her yerde ve her mevsimdeki sayıları değişebilmektedir. Bunun birçok nedeni olabilirse de en önemlisi böceklerin sıcaklığa bağlı vücut fonksiyonlarına sahip oluşları teşkil etmektedir. Böcekler memeliler gibi vücut sıcaklıklarını ayarlama yeteneğine sahip değillerdir. Bu nedenle de ancak dış sıcaklık, enzimlerinin uygun bir şekilde çalışmasına yeterli düzeye çıkanca harekete geçerler. Tropikal bölgeler gibi her zaman sıcak olan bölgelerde böceklerin bütün yıl bol oluşlarının nedeni budur. Diğer bölgelerde böceklerin etkin oldukları süre daha kısadır. Bu durum, bir yıl içinde oluşan kuşakların sayısını da etkiler. Tropikal bölgelerdeki böcekler sürekli olarak ürerler, başka yerlerde ise elverişsiz mevsimde üremeye ara verirler. Elverişsiz mevsim kısa sürerse, havalar sıcak olduğu sürece birçok kuşak ortaya çabilir; fakat kutuplara doğru gidildikçe sıcak günler azaldığından, yeni kuşak sayısı bire kadar düşebilir.

Elverişsiz koşullarda yaşantılarını sürdürürken, böcekler çeşitli gelişim aşamalarından birini yaşarlar ve bu durum böcekten böceğe değişir. Orygia Antiqua kışı yumurta şeklinde, Anarta Myrtilli ise larva şeklinde geçirir. Aynı mevsimde, Apatele türündeki pervaneler pupa, Nymphalisio ve Aglais Urticae gibi bazı kelebekler ise erişkin şekildedirler. Buna benzer değişiklikler başka böcek gruplarında da vardır.

Dünyada günümüze dek 750 bin kadar böcek türü tanımlanmış olup her yıl binlerce yeni tür daha keşfedilip, tanımlanmaktadır. Tüm böcek türlerinin 2 milyonu bulacağı tahmin edilmektedir. 250.000 kınkanatlı, 120.000 kelebek ve pervane 75.000 üstünde de sinek ve bitkibiti türü vardır. Başka hiç bir hayvan grubu sayısca ve tür çokluğu bakımından böceklerle yarışamaz.

Böceklerin kendileri vaya ürünleri de önemli olabilmektedir. İpek, ipekböceği kozalarından elde edilmekte olan çok önemli bir üründür. Balmumu, bal ve kırmızı koksinel boyası da önemli böcek ürünlerindendir. Koksinel boyası hintinciri üzerinde yaşayan kabuklubitlerden bir böcek türünden elde edilmektedir.

Böceklerden zararlı olan bazıları başka asalaklar tarafından yok edilirler. Buna en iyi örnek, kabuklubitler familyasından bir böcek olan torbalıkoşnilin, uğurböceği adlı kınkanatlı tarafından yenmesidir. Kan emici böceklerden, faralerden insanlara ve insanlardan insanlara veba hastalığını taşıyan pireler, sıtmanın ve sarı hummanın taşıyıcısı olan sivrisinekler büyük zararlar verirler. Dünyada yılda 250 milyon sıtma olayının olduğu ve bunlardan 3 milyon kadarının ölümle sonuçlandığı hesaplanmıştır. Çeçesinekleri uyku hastalığına sebep olan bir gözeliyi bulaştırırlar.

Kan emen sineklerin ısırıkları çok kaşıntılıdır; tahriş edilci tüylerle kaplı tırtıllar da insanı huzursuz kılarlar. Eşekarıları ile balaralarının sokmaları ise sadece ağrı verici olmakla kalmayıp bazen ölüme de yol açabilirler. Hypoderma bovis adındaki bir tür sinek ise sığırların derisinde oyuklar açarak içine yumurtlar ve sığırda deri hastalığını meydana getirir.

Günümüz böceklerinin ataları muhtemelen kanatsız olup günümüzün kırkayaklarına benzemekteydiler. Devon devrinde yaşamış olan ilk böceklerin fosillerinin kanatsız oldukları kesindir. Günümüzde yaşamakta olan birçok kanatsız böceğin (kanatsızlar) hemen hemen doğrudan doğruya bu ilk kanatsızlardan geldiklerine inanılmaktadır.

Kanatsızlar dört takıma ayrılmıştır: Collembola, Diplura, Thysanura ve Protura. Collembola takımında altı tane karın bölütü vardır. Altına doğru bülükmüş çatallı kuyduğu, böceği havaya fırlatan bir yay görevini yüklenmiştir. Diplura ile Tyhsanura’nın sırasıyla iki ve üç tane uzun kuyrukları vardır. Küçük pislikböcekleri olan Protura takımındaki böcekler ise bütün böcekler içinde duyargasız oluşlarıyla dikkati çekerler.

Diğer böceklerin tümü kanatlılar adı altında sınıflandırılmışlardır. Ancak kanatsız birçok böcek de kanatlılar arasında yer alabilmektedir. Kanatların, böceğin evriminin başlangıcında, gövdenin hareketsiz çıkıntıları olup havada süzülerek uçmaya yaradıkları sanılmaktadır. Böcek sonradan, bunları çırpma yeteneğini kazanmıştır. Fakat günümüzde birçok böceğin yaptığı gibi kanatlarını gövdenin arkasına doğru kapatma hareketini bu eski böcekler henüz beceremezler. Çünkü bu iş için oldukça karmaşık bir menteşe sistemi gerekliydi. Nitekim kanatlılar iki büyük gruba ayrılmışlardır: Eskikanatlılar, yani kanatlarını arkaya kapatmayanlar ile yeni kanatlılar yani bu işi yapabilenler. Birincilere Paleoptera, ikincilere Neoptera adı verilmiştir. Palaopteranın çoğu takımlarının ancak fosilleri bilinmektedir. Günümüzde yaşamakta olan temsilcileri ise mayıssinekleri ile kızböcekleridir. Neopteralar ise başlıca üç çeşittir; Polyneoptera, Paraneoptera ve Oligoneoptera. Bunların isimleri kanat damarlarına göre verilmiştir.

65 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım