Hoşgeldiniz  

Aşık Veysel Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel, Müzik, Sanat

1894-1973 tarihleri arasında yaşamıştır. ÜNLÜ halk ozanımızdır. Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu. Genellikle bu köy­de yaşar. Henüz yedi yaşındayken, çiçek hastalığı ile gözlerini kaybeden Veysel, avunsun diye eline verdikleri sazla ünlü bir ozan olmuş ve bugüne kadar eserleri, gönülden gönüle coşarak biiyük ün kazanmıştır. Günümüzün pek çok halk ozanımıza örnek olan, onlara Yunus’ların, Emrah’ların yolu­nu yeniden açan Âşık Veysel’dir.

AŞIK VEYSEL’e sormuşlardı: «Usta sazın iyisi nasıl olur?» Şöyle cevap vermişti: «Nasıl mı? İyi saz dediğin, sapı gürgen, teknesi duttan, döşü çamdan olur…» Hemen ardından: «Ya iyi sazın, iyi sözü nasıl olur?» denilince bakır rengi, kırışık yüzünde olgun bir tebessüm dolaştı: «Sazı, eline yakıştıran bilir…»

Yıl 1933 idi. Cumhuriyet’in «Onuncu Yılı kut­lanacaktı. Büyük şölen vardı Ankara’da. İşte o gün­lerde, Atpazarı’ndaki hana, ayağında çarığı, sırtında sazıyle iki gözü kör bir ozan inmişti. Adını soran­lara: «Veysel» diyordu «Şatıroğlu Veysel». Köyünü, kentini soranlara anlatıyordu: «Sivas’ın Şarkışla ilçe­sine bağlı Sivrialan köyündenim. Anam beni koyun sağarken doğurmuş. Babam, rençperden Karaca’ların Ahmet Efendi’dir. Anam da, babam da rahmetli ol­du…» Ve gözlerini soranlara acı acı gülümsüyordu: «Yedi yaşında çiçek aldı götürdü. Sonra, avunmak için bu sazı verdiler elime, Ben ona söyledim, o ba­na söyledi…»

Uzan ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne hâldeyim

Gidiyorum gündüz gece

Ama, kimse o gün Veysel’e «Ne’yle geldin» di­ye sormamıştı. Kara trenle mi? Kamyon sırtında mı? Kağnı üstünde, at terkisinde mi? Hayır. Veysel, Cum­huriyet’in büyük şölenine katılmak için, azığını çı­kın etmiş, köyden bir yiğitin yanına düşüp, yürüye yürüye yola koyulmuşlardı. Evet, tam üç ayda gel­mişlerdi Ankara’ya…

O günlere kadar, «Tezene»yi sazın «Döş»üne sadece köy kahvelerinde vuran Veysel, sesini bütün yurda ilk defa işte o büyük şölende duyurdu. O gün­den sonra coştu. Herkes «Karacaoğlan’lar, Emrah’lar bitti…» diyordu. Herkes, halk ozanlarının yüzyıllar­ca süren altın devri kapandı sanıyordu. İşte Veysel, o  devrin bittiği yerde, pırıl pırıl, bir başlangıç oldu.

Karnın yardım kazma ilen, bel ilen

Yüzün yırttım tırmığınen, el ilen

Gene beni karşıladı gül ilen

Benim sadık yârim kara topraktır…

Anadolu delikanlısı sıkılgandır. Saygılıdır. Şa­mata bilmez. Bu yüzden, nice halk ozanı ıssız dağ başlarında kaynayan, fakat vadiye varmadan kaybo­lup giden pınarlar gibidir. Bilinmez. Veysel, günü­müzdeki bütün bu pınarlara da bir başka gürleyiş, bir başka ses kazandırdı. Şimdi güzel Anadolu’yu di­le getiren bunca halk ozanı, hep onun aydınlığında buluyorlar yollarını…

Bir sohbet sırasında Veysel’e, «Hani mümkün olsa, gözlerini açtırmak ister misin?» diye sormuş­lardı. Başını iki yana sallamış, «Hayır» demişti. «İçimde bir dünya kurdum. Onu yıkmak istemem…» Sonra bir çift söz daha eklemişti buna: «Hem ben görüyorum,» demişti. «Âşık, gözüyle değil, gönlüy­le gören adamdır…» Veysel, gözleri görmediği hal­de, görenlerden daha çok çalışan bir köy çocuğudur. Sivrialan’ın «Çoraktır, emeği inkâr eder» dedikleri sarı toprağında, meyve bahçeleri kurmuştur. Kaplan Dere’deki köprü, onun gayretiyle yapılan köprüdür. Hem de iki defa yapılmıştır bu köprü. Köy köy do­laşıp, Kaplan Dere köprüsüne para toplayan Veysel, köprünün açıldığı gün pek coşmuştu:

Kolay geçmek için Kızılırmak’tan

Alındı paralar, cemoldu halktan

Gayret köylülerden, izin Allah’tan

Yaptırdı köprüyü, güldürdü bizi…

Kaplan Dere, Kızılırmak’ın dalıdır. Delifişek bir deredir. O güne kadar salla adam geçirip, para alan­lar köprüye kızmış, çileden çıkmışlardı. Çok geçme­den kundaklayıp, köprüyü yaktılar. Herkese derin bir üzüntü çökmüş, Veysel hüngür hüngür ağlamıştı:

Fakir fukaradan alındı, para

Yandı kömür oldu gitti sulara

Memlekete düşman, bir yüzü kara

Yaktı köprümüzü, yandırdı bizi…

Sonra yine önayak olmuş, yine yaptırmıştı köprüyü. Görmedi ama, gönlünce hazzını duydu. Seyretmedi ama, hissetti. Tıpkı şiirleri gibi. Okuma­dı ama, okutmasını bildi.

Bugünlere kadar dillerde dolaşan Âşık Veysel, kendi kendini yetiştirmiştir. Hattâ 1942-1944 arasında Arifiye ve Hasanoğlan, sonra da bir süre Çifteler Köy Enstitülerinde «Halk Türküleri Öğretmenliği» vardır. Şiirleri en çok «Ülkü» dergisinde yayınlanmıştır.

Kaynak: 100 Ünlü Türk, YouTube

94 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım