Hoşgeldiniz  

Ali Kuşçu Kimdir?

admin | 26 Haziran 2017 | Astronomi, Bilim, Bilim Adamları ve Kaşifler, Eğitim, Genel

Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte ölüm tarihi 1474 yılıdır. Gürgan Emiri ünlü matematikçi ve astronom Uluğ Bey’in kuşçubaşısının oğludur. Semerkant ve Kirman’da eğitimini tamamladıktan sonra Uluğ Bey’e yardımcı ve rasathanesine müdür olmuştu. 1449’da hacca gitmek istedi. Tebriz’de Akkoyunlu Hükümdarı, Uzun Haşan, kendisine büyük saygı gösterdi ve Fatih’le barış görüşmelerinde yardı­mını istedi. Ali Kuşçu, Uzun Hasan’m sözcülüğünü yaptıktan sonra Fatih’in dâvetiyle İstanbul’a geldi.

On beşinci yüzyılın ilk yarısında, Semerkant, dünyanın en önemli bilim merkeziydi. Uluğ Bey Ra­sathanesi, gök bilgisi araştırmaları için en doğru so­nuçları alıyordu. Rasathanenin genç müdürü Ali Kuşçu, gece gündüz demeden çalışıyor, bilimsel ger­çeklere yenilerini katmak için uğraşıp didiniyordu. Gökyüzü bilgisi, hem değişmez kuralların, kanunla­rın tespitine yarıyor, hem de gözlemlerle kontrol edilebiliyordu. Otuz yıla yakın bu işte çalışan Ali Kuşçu, bir gün ansızın her şeyi yüzüstü bırakarak hacca gitmeğe karar vermişti. Buna da sebep, en ol­mayacak bir zamanda, sevgili hükümdarı Uluğ Bey’in öldürülmesiydi. Gürgân tahtının bu bilgin ve kudretli hükümdarı, kendi öz oğlu Abdüllâtif’in iha­netine uğramıştı.

Uluğ Bey, Ali Kuşçu için bambaşka bir mânâ taşıyordu. Her şeyden Önce hocasıydı. Ondan ma­tematik ve astronomi dersleri almış, eserlerini uzun uzun incelemiş, sohbetlerinde bulunmuş, hâttâ Doğancıbaşısı olduğu için, adının ucundaki «Kuşçu» lâkabı bile böylece yadigâr kalmıştı.

Uluğ Bey, kendi kurduğu rasathaneye de mü­dür olarak Ali Kuşçu’yu lâyık görmüş, henüz tecrü­besiz bir çağdayken bu dev rasathanenin başındaki çalışmalarda, ona bizzat yardımcı olmuştu. İşte Uluğ Bey’in bir ihanete kurban giderek hayata veda et­mesi Ali Kuşçu’yu canevinden vuran bir olaydı.

Ali Kuşçu bu olayla çok kırıldı. Çoluk çocuğunu toparlayıp Tebriz’e geldi. Uzun Hasan kendisine o kadar saygı gösterdi ki, Konstantiniye Fâtih’i, bir devri kapayıp yenisini açan genç cihangirle ihtilâ­fında aracılık etmesini diledi. Genç Fâtih’in de bilgin olduğunu, bilginlere büyük saygı gösterdiğini İbni Kemal ve Ebussuut Efendi örneklerinden biliyordu. İstanbul’da olup bitenler, kuş kanadıyle Tebriz’e ula­şıyordu. Şiîlerin casusları ve habercileri yalnız padişahın savaş niyetlerine ve hazırlıklarına dair haber­ler ulaştırmakla kalmıyorlardı.

Bunun üzerine Ali Kuşçu, kendisine bunca iti­bar eden Uzun Hasan’ın dileğini kırmayarak yol ha­zırlıklarını tamamladı. Semerkant’ta Kızıl Elma olarak bilinen eski Bizantium’a ulaştı. Haberciler, onun ge­leceğini daha önceden saraya uçurmuşlardı. Huzura kabul edildiği zaman Osmanlı Hükümdarından bek­lemediği kadar iltifat gördü. Çünkü, kendisinden ön­ce, eserleri İstanbul’ca biliniyordu. Uluğ Bey Rasat­hanesindeki çalışmalarından, Semerkant’a aylarca uzak bulunan İstanbul’daki hükümdarın haberi vardı.

Osmanlı tahtında oturan Mehmet’lerin İkincisi, gayet dikkatli, bilgili, uyanık bir padişahtı. Âdet olan merasimle Uzun Hasan’nın elçisini kabul etmiş, dilek­lerini dinlemiş, ama hemen geri dönmesine izin ver­memişti. Ondan, gelip artık batıya kaymış olan ilim merkezlerini aydınlatmasını, bilgisiyle İstanbul med­reselerinde ilim heveslisi gençleri yetiştirmesini rica etti. Bu, Ali Kuşçu için beklenmedik bir iltifattı. Celâlli olduğu kadar şefkatli olduğunu da bildiği Fa­tih’in isteği, onun için emir demekti. Ama, ahlâkı dürüst bir ilim adamı olduğunu şu sözlerle ispat et­ti: «Hünkârım izin verirlerse önce Tebriz’e döneyim. Çünkü burada bulunuşumun gerçek sebebi, Akko­yunlu Hükümdarı’nın elçisi olmaktır. Elçiye zeval yoktur. Gerektir ki, hünkârımın lütûfkâr davetini kabul etmeden önce vazifemi iyi bir sonuca ulaştır­dığımı, beni gönderen, bana güvenmiş olan insana bildireyim…»

Ali Kuşçu’nun bu mazereti, Fatih’e son derece akla yakın göründü. Padişah, iki şeye birden sevin­mişti: Kuşçu, davetini kabul etmişti, gelip buradaki «Talebei ulûmu, ilim öğrencilerini yetiştirecekti. İkincisi ise, son derece mert ve ahlâklı bir insandı. Her haliyle, medreselerde yetiştireceği gençlere ör­nek olacaktı. Bu sebeple, bir müddet daha misafir ettikten sonra kendisine izin verdi.

Değerli matematik ve astronomi bilgini Ali Kuş­çu, sözünü tuttu. İki yıl sonra, ailesini de alarak Teb­riz’den hareket etti. Osmanlı İmparatorluğu’nun sı­nırlarından karşılanarak ihtişam içinde İstanbul’a ge­tirildi. Ölümüne kadar da gençleri yetiştirmekle uğraştı.

Ali Kuşçu’nun, hepsi de birbirinden değerli pekçok eseri vardır. Bunların başında «Risalet Fi-I-Hey’et» gelir. Bu, nefis bir astronomi kitabıdır. Ali Kuşçu, bu eseri Farsça yazmış, sonra bazı eklemelerle Arapça’ ya çevirmiştir. Fatih Sultan Mehmet’e, Arapça olan nüshayı sunmuştur. Uluğ Bey’in, yıldız hareketlerini inceleyen Ziyç adlı eserini de yorumlamış, geniş­letmiştir.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

158 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım