Hoşgeldiniz  

Ahmet Vefik Paşa Kimdir?

admin | 26 Temmuz 2017 | Genel, Siyaset, Tarih

1823-1891 tarihleri arasında yaşamıştır. DEVLET adamı ve oyun yazarı. Fransız sahne şairi Moliere’in eserlerinden on altısını 1869’dan itiba­ren tercüme ve adapte etmekle, Bursa’da tiyatro yaptırmakla şöhret kazanmıştır. Vefik Paşa lise tahsilini Paris’te tamamlamış, orada ve Tahran da elçilik, Londra’da sefaret kâtipliği yapmış, iki defa Maarif Nazırı, iki defa Başvekil olmuştur. Başve­kil sözünü ilk olarak o kullanmış, Tahran’da elçilik binasına bayrak çektirerek bu geleneği kurmuştur.

AHMET Vefik Paşa, çok çalışkan ve tuhaf huy­lu bir adamdı. Fransızca, İngilizce, İtalyanca, eski Yu­nanca bilirdi. Arapça ve Farsça’yı çok iyi okur, an­lardı. Türklük bilinci, çağına göre onu yepyeni bir tarih ve dil anlayışına götürmüştü. Çok okuduğu için yabancılar kendisinden «Devrilmiş kütüphane» diye söz ederlerdi. Onun için en doğru hükmü Keçecizade Fuat Paşa vermiş ve: «O, binek taşı büyüklüğünde bir pırlantadır; ne yüzüğe takılır, ne kaldırım yap­maya yarar!» demiştir.

Vefik Paşa, siyaset hayatında devletin onurunu büyük bir titizlikle korurdu. Şam ayaklanmaları sı­rasında Fransa’nın asker çıkarmak istemesi üzerine Paris Elçisi olduğu için orada yapılacak müzakerelere katılması emredilmişti. Vefik Paşa, hükümet, ayak­lanmaları bastırmak için Şam’a asker yetiştirinceye kadar, elçi olduğu halde, ortalarda görünmedi ve mü­zakerelerin gecikmesini sağladı.

Bir toplantıda Üçüncü Napolyon, Ahmet Vefik Efendi’ye: «Osmanlı imparatorluğu çöküyor, çatırtı­larını işitiyorum!» demişti. Vefik Efendi, tam bir el­çiye yaraşacak süslü cümlelerle: «Bizim memleketi­miz buraya uzaktır, işittiğiniz çatırtılar Fransa’ya ait olsa gerek…» cevabını vermişti.

Yine Paris’te, Müslümanlık aleyhine bir piyes oy­nanacağını öğrenince bunu önlemek istemiş, ama resmî makamlar aldırış etmemişlerdi. Bunun üzerine ilk gece tiyatroya giden Vefik Efendi, oyun başla­madan sahneye çıkıp eserin oynanmasını önlemişti.

Ahmet Vefik Paşa’nın «garip» sanılan huyları, aslında, yaşadığı zamanın gereklerine göre ilerici ol­masından doğuyordu. Meselâ Bursa’da tiyatro yaptır­dıktan sonra «Fasulyacıyan Topluluğu»na kendi ter­cüme ve adaptasyonlarını oynatması, İstanbul’da hoş karşılanmamıştı. Çünkü, koskoca vali, her gün pro­valara gidiyor, bir rejisör gibi, oyuncuları dinleyerek yanlışlarını düzeltiyor, ondan sonra hükümet memur­larını bu oyunları seyretmeğe mecbur tutarak tiyat­ronun yaşamasını sağlıyordu. Hükümetin birçok me­muru değiştirmek için Bursa’ya tayin ederek gönder­diği kalabalık bir memur topluluğunu «Benim size ihtiyacım yok» diye vapura bindirip geri yollamıştı.

Hatta yine hükümetin başka yere naklettiği Vizental Efendi’yi: «Ben senden memnunum, vazi­fene devam et» diye Bursa’da alıkoymuştu. Sait Paşa İçişleri Bakanı olduğu zaman bakanlığa açık bir tez­kere yazarak: «İkide bir Sait imzalı bazı telgraflar ge­liyor. Kimdir bu adam?» diye sormuştu.

Bu gibi olaylar sonunda, Bursa Valiliği’nden alı­nan Vefik Paşa, İstanbul’da, Rumelihisarı’ndaki ko­nağına çekilerek tercümeyle uğraşmaya devam etti. İkinci başvekilliği sadece iki buçuk gün sürmüştür. Bursa Valiliği’nden alındıktan sonra yaptıkları için tahkikat açılmıştı. Yapılan suçlamalardan biri de «Ka­dınlara mahsus matineler tertipleyerek ırz ehli hatun­ları tiyatrohaneye doldurmaktı.

Bugün, yurt dışındaki bütün temsilciliklerimiz, bayrağımızı çeker. Âdettir bu. İşte bu âdeti, ilk defa ihdas eden de Ahmet Vefik Paşa olmuştu. Tahran’da Osmanlı İmparatorluğu’nun Büyükelçi’si ola­rak görevliyken, Osmanlı toprağı olarak ilân ettiği elçilik binasına, törenle Osmanlı bayrağını çektirmiş­ti. Sonra bu âdeti diğer elçilikler de uyguladılar.

Gerek siyaset hayatında, gerek idare hayatında memlekete büyük hizmetleri dokunmuş olan Vefik Paşa, ilk defa Türk dilinin sözlüğünü yapmıştır. Türk tarihinin bütünlüğü, sanıldığı gibi bu tarihin yalnız Osmanoğulları soyuyle kurulup başlamadığı fikrini de ilk ortaya atıp savunanlardandır. Nitekim yıllar son­ra, Kaşgarlı Mahmut’un «Divanû Lügât-it Türk» adlı ünlü eseri bulununca Ahmet Vefik Paşa’nın ortaya attığı iddialarda ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı.

Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den yaptığı çe­viri ve adaptasyonlara gelince bunlardan bilhassa ikinci gruptaki eserler, gerçek birer telif eserdir, ya­ni kendi malı gözüyle bakılmak gerekir. Nasıl Mo­liere’in kendisi konularının çoğunu Lâtin, İspanyol ve İtalyan sahne şairlerinin eserlerinden almış, ama bunlara kendi damgasını vurarak kendisine maletmişse, Vefik Paşa da, adaptasyon diye bilinen eser­lerini tamamiyle kendine özgü hale getirmiştir. Bu­nun en güzel örneği ise «Zor Nikâhı»ndaki skolâs­tik düşünceyi temsil eden Üstâd-ı Sâni ile Hakim Senâi’dir ki bunların Moliere’deki aslında Lâtince konuşan Ortaçağ kafalı filozof ve bilginler olduğu halde Vefik Paşa, toplumumuzdaki karşılıkları ola­rak «medrese kafalı», Arapça konuşan bilgin ve filo­zofu tercih etmiştir.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

87 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım