Hoşgeldiniz  

Ahmet Mithat Efendi Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel

1844-1912 yılları arasında yaşamıştır. GEÇEN yüzyılın gazetecilerinden ve ilk roman ya­zarlarından. Halk hocası. İstanbul’da doğdu. Henüz altı yaşındayken babacı ölünce Mısırçarşısı’nda dükkân süpürmeğe başlayarak hayata atıldı. Vidin’e, ağabeyisinin yanına gitti. Çeşitli şehirlerde orta öğrenimini yaptı. Rusçuk’ta Fransızca öğren­di. Mithat Paşa’nın Tuna Valiliği’nde onun yanına girdi. Onunla Bağdat’a gitti. İstanbul’a gelince Tercüman-ı Hakikat gazetesini kurdu. 1912’de öldü.

AHMET MİTHAT Efendi yokluk içinde büyü­düğü için çalışanları değerlendirmeyi çok iyi bilir­di. Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi gibi halkçı yazar­ları ilk takdir eden o olmuştur.

Efendi, gayet babayani bir insandı. Ama evin­de, o devrin İstanbul’u için yenilik olan çok şey vardı: Çatal-bıçakla masada yemek yenir, piyano çatınır, tiyatro oynanırdı. Bununla beraber, kendi kurduğu matbaasında entariyle, başında takkeyle çalışır, adamları gelmezse yazılarını hem dizer, hem basar, hem satardı.

Mithat Efendi, Şinasi’nin başlattığı düzyazıda sadelik akımını halk diline ve sohbet ifadesine ka­dar götürmüştür. Bu yüzden de romanlarında ko­nu birliğinden eser kalmazdı. Bir yerde olayı bıra­kır, okuyucusu için yeni olarak gördüğü bir keli­me için sayfalarca açıklamalara girişirdi. Hele: «Ne dersiniz, bu hain ölümü haketti değil mi? Soralım bakalım, kırk katır mı ister kırk satır mı?» diye oku­yucuyu da işe karıştırması, zamanında çok tutulur­du. Nitekim, eski İstanbul konaklarında, uzun kış geceleri, mangal başına toplanılır, Efendi’nin forma forma çıkan romanlarından o hafta hangisi yayınlandıysa, okuma bilen evin büyüğü onu yüksek sesle okur, hane halkı da merakla dinlerdi.

Bu bakımdan Ahmet Mithat Efendi’nin mem­lekete hizmeti büyüktür. Azınlıktaki aydınlar için değil, çoğunluktaki halk için yazmıştır. «Kırkanbar», «Dağarcık», «Letâif-i Rivâyat (Söylentilerin en güzelleri)» gibi isimlerde yayınladığı küçük kitap­çıklar sabırsızlıkla beklenir olmuştu. Bunlar, sistem­siz ansiklopedik bilgi veren eserlerdi. Her oku­duğu, her öğrendiğini okuyucusuna da aktarmak, Efendi’nin başlıca işiydi.

Romanlarında gözleme önem vermekle bera­ber Aleksandr Dumas tarzında aşırı mübalâğalara, his ve hayali gıcıklayıcı, hattâ sırasında açık saçık tasvirlere çok rastlanır. Sağlam bir ahlâk öğretisi vardır: iyiler mutlaka muradına erer, kötüler de ce­zalarını bulur. Roman anlayışı, çağına göre hayli geri ve masalla karışık olduğu halde toplumumuzun içinde bulunduğu durum dolayısıyle çok sevilmiştir.

Mithat Efendi’nin önemli bir yanı da gazeteci­liğidir. Naci ve benzeri gibi şairleri tutar, Tevfîk Fikret ve arkadaşları gibi yenilikçileri beğenmez alay ederdi. Onun için edebiyatın gayesi halka hay­rı dokunmaktı. İçine dönük ve sadece sanatı amaç edinen bir edebiyatı anlamıyor, batr taklitçiliğini ancak teknikte ve pratik hayatla faydalı görüyordu. Ona «Hâce-i evvel (İlk öğretmen)» denilmesinin sebebi de budur.

«İlk öğretmen» unvanını hak etmiş olmakla be­raber, edebiyatta yenilik taraftarlarını tutmaması Mithat Efendi’nin şöhretine gölge düşürmüştür Ama faziletli bir insan olduğu için daima haklıyı haklı çıkarırdı. Nitekim «Decadent»lık meselesinde de böyle olmuştur. Servet-i Fünun edebiyatı mensup­ları hakkında «Decadent’lar (Yozlaşmışlar)» başlığıyle yazdığı yazılarda bu kelimeyi çeşitli şekillerde yo­rumlayarak onlara hücum etmiş, ama karşılaştığı sert tepki ve yapılan açıklamaları görünce «Bizim Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit Beyler gibi değerli gençlere sözümüz yoktur. Bizim sözümüz yeni ede­biyat yapıyoruz diye saçmalayanlaradır» diye soldan geri etmiştir.

Siyasî hayatı itibariyie bazı resmî görevlerde bulunmuş, hattâ İkinci Meşrutiyet’ten sonra Darül- fünun’a Tarih Felsefesi öğretmeni olmuştu ama, be­lirli bir görüşü yoktu. Bununla beraber, 1873’te, Na­mık Kemal’in «Vatan  yahut – Silistre» dramından çıkan sürgüne gönderme olayları sırasında o da Rodos adasına uzaklaştırılmıştı. İlk romanlarını ve piyeslerini orada yazmağa başlamıştır. Ancak Abdülâziz tahttan indirildikten sonra, yani 1876’da İs­tanbul’a dönebilmiştir. Tercüman-ı Hakikat gazete­sini de bundan sonra çıkardı.

Mithat Efendi’nin eserleri, toplam olarak iki yüzü bulur. Bunlar arasında hikâye, roman ve tiyat­rodan başka çeşitli konularda tercümeler büyük yer tutar. Evinde kendi yazdığı tiyatroları oynatır, kendisi de bunlarda rol alırdı. Musikiye meraklıy­dı. Bazı besteleri de vardı ama, bunlar tanınmamış­tır. Mithat Efendi, tam anlamıyle kendini yetiştir­miş (Autodidacte) ve ansiklopedik bilgi sahibi bir yazardı. Ancak, yazıları «nükte»den yoksundu.

Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Yeryüzünde Melek, Süleyman Musulî, Dürdâne Hanım gibi ro­manları, 40’dan fazla tercümesi vardır.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

75 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım