Hoşgeldiniz  

Agâh Efendi Kimdir?

admin | 28 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel, Siyaset, Tarih

1832-1885 tarihleri arasında yaşamıştır. GAZETECİ ve devlet adamı. İstanbul’da doğdu, el­çiliği sırasında, Atina’da öldü. Yusuf Agâh Efendi, tıp tahsilini yarıda bırakarak Tercüme Odası’na memur olmuştu. Fransızca, İngilizce ve İtalyanca öğrendiğinden önce Paris’e Elçilik Kâtipliği’ne gön­derildi. 1860 yılında Tercümân-ı Ahval gazetesini Şinasi’yle birlikte kurdu. Ertesi yıl Posta idaresi­nin başına getirildi. İzmit ve Midilli Mutasarrıflı­ğında bulundu. Son görevi ise Atina Elçiliğiydi

ÇAPANZADE Yusuf Agâh Efendi, çok iyi yetişmiş bir gençti. Tercüme Odası’ndayken tanıştığı İbrahim Şinasi ile birlikte Tercüman-ı Ahval adiyle, özel kişilere ait ilk Türkçe gazeteyi kurduğu zaman henüz yirmi sekiz yaşında bulunuyordu. Ertesi yıl, çalışkanlığına ve ciddiliğine karşılık onu Posta İdaresi’nin başına getirdiler…

O devirde memlekette posta işleri gayet yavaş gidiyordu. Atlı tatarlar ve posta arabalarıyle bir yer­den bir yere eşya ve mektupların taşınması, resmî yazıların ulaştırılması uzun zaman alıyordu.

O   sabah, yeni Posta Nazırı Yusuf Agâh Efendi, fesini biraz arkaya yıkmış olarak makamına geldiği zaman bu seyrek, sivrice sakallı, «Alafranga görü­nüşlü» genç âmiri karşılayan sermümeyyiz, Posta İdaresi’nîn en kıdemli büro şefi kendisine İngiltere’ den gönderildiği anlaşılan bir mektup verdi. Agâh Efendi, birkaç lisan bilir bir kimse olduğu için, set­resinin düğmelerini çözerek koltuğuna geçti, oturur­ken bir yandan da kâğıda göz gezdirdi.

Birdenbire karşısında ayakta bekleyen başmümeyyize, büro şefine mektubun zarfını gösterdi:

  • Görüyor musunuz efendi? Bu nedir, zarfın üstündeki?

Büro şefi, oraya yapıştırılmış bir küçük, resimli kâğıt parçası görüyordu. Üzeri de mühürlenmiş, damgalanmıştı. Agâh Efendi, izahat vermeği uygun buldu:

Buna İngilizler «Stamp», italyanlar «Starnpa», Fransızlar «Estampe» derler. Bir taşıma işi için hükümetin aldığı ücret miktarını gösterir. Bir çeşit para veya makbuz gibidir. Zarfın üzerine yapıştırı­lır. Böylece, kaç kuruş vergi veya ücret alındığı an­laşılır. Ücret değiştikçe ıstampanın da rengi, biçimi, resmi ve üzerinde yazılı rakam değişir. Bunu ilk de­fa 1837 yılında İngiliz Parlâmentosu bir kanunla kabul etmiştir. Vergi alındığına dair damga yapılması için kabul edilen bu kanun posta nakliyatına da 1840 tarihinden itibaren tatbike başlandı. Şimdi bir mu­cip tezkiresinin müsveddesini kaleme alınız. Sada­ret makamına arzedelim ve müsaade alarak bu ko­laylığı biz de tatbike başlayalım.

Başmümeyyiz efendinin ağzı bir karış açık kal­mıştı. Ne cin fikirli adamdı şu yeni Posta Nâzırı…

Böylece, bedeli önceden ödenecek ıstampalarla de­ğişmez posta ücretleri tatbik edilecek, para külfeti ortadan kalkacaktı. Bilhassa posta şubeleri bundan çok yararlanacaklardı.

Tabiî Agâh Efendi, memuruna bunları anlatır­ken Hicret yılı tarihlerini söylüyordu. Bulduğu usu­lün kolaylığını, Tanzimat Fermanından beri batıya dönük işlerin faydalılarını almakta hükümetlerce gösterilen anlayışı bildiği için hiç tereddüt etmeden Sadrazam hazretlerine bu teklifi yaptırmıştı. Yalnız, ıstampa (baskı) gibi yabancı bir deyim kullanmaktansa, onun yerine «Posta pulu» demeyi uygun gördüler.

Aradan daha bir yıl bile geçmeden, posta pulu usulü yayıldığından, Agâh Efendi’nin çıkarmakta ol­duğu Tercümân-ı Ahval gazetesinde şuna benzer ilânlar görülmeğe başlanmıştı: «Refik Bey tarafın­dan ayda bir defa çıkarılan Mir’ât adlı resimli gaze­tenin…. eyâlât (vilâyetler) ve ecnebi memleketler için posta pulu ücretine zam yapılır».

Agâh Efendi gerçi Posta Nazırlığı’nda çok uzun bir zaman kalmadı. Çünkü, ona daha başka resmi görevler de veriliyordu ve bu çalışkan, gayretli genç, hepsinin üstesinden geliyordu. Ne var ki, Ye­ni Osmanlılar gizli cemiyetinden Ziya Bey’in (Ziya Paşa) arkadaşı olduğu, onunla temas halinde bulun­duğu için gazetesi kapatıldı, resmî görevleri üzerin­den alındı. Sonraki sürgün hayatında da, Avrupa’ya kaçtığı sırada da, yazılı haberleşmelerinde mektup­lar üzerine yapıştırılan posta pulları, ilk defa onun tarafından memlekette tatbik edilmişti.

Agâh Efendi, son derece yakışıklı bir gençti. Bu sebeple, girdiği her yerde görünüşüyle dikkati çeker, karşısındakilerin gönlünü kazanırdı. Bunun gerek gazeteciliği sırasında, gerek nâzırlığında çok faydasını görmüştür. İyi tesir bırakmanın maksadı elde etmek için yarı yarıya kazanç sağladığını bil­mekle beraber, Agâh Efendi, yalnız Yeni Osmanlı­larla ilişkilerinde zarara uğramış, efendiliğine rağ­men sadrazamın muhabbetini kazanamamıştı.

Hattâ yakın zamanlara kadar sadece bir devlet memuru, büyük mevkilere geçmiş «Tanzimat Efen­disi» olarak bilinirdi. Gazeteciliğimize hizmeti yeni yeni ortaya çıkarılmış, şimdilerde takdir edilmiştir.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

103 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım