Hoşgeldiniz  

Abdulhak Hamit Tarhan Kimdir?

admin | 25 Temmuz 2017 | Edebiyat ve Türkçe, Genel

1852-1837 tarihleri arasında yaşamıştır. GEÇEN yüzyılın ortasında doğmuş, bu yüzyılın ortalarına kadar yaşamış şair, sahne şiiri yazarı.. Okul öğrenimi yarım kalmış, ama özel şekilde öğ­renimini geliştirmiştir. Arapça, Farsça, Fransızca. İngilizce öğrenmiş. Dışişleri görevlerinde bulur­muş, milletvekilliği yapmıştır. İlk eşi Fatma Ha­nım’: kaybettikten (1885) sonra yazdığı Makber ona büyük şöhretini sağladı. Kırkı aşan eserleri­nin yarıdan fazlası piyes olarak kaleme alınmıştır

ABDULHAK HAMİT TARHAN, saray hekimbaşısı Abdülhak Molla’dan aldığı ilk okuma zevkin­den sonra Farsça’yı babası Tahran’da elçiyken, Fran­sızca’yı ağabeysi Nasuhi Bey Paris’te elçilik kâtibiy­ken bir Fransız lisesine giderek, İngilizce’yi de Lon­dra’da elçilik kâtibiyken, yani her yabancı dili ken­di ülkesinde öğrenmişti. Brüksel sefiriyken tanıdığı ikinci eşi Lucienne Hanım 1944’te Vakit gazetesin­de tefrika edilen hâtıralarında, Hâmit hakkında il­gi çekici bilgiler vermektedir.

Günlük hayatında son derece tertipli ve şık gi­yinen Hâmit, şiirlerinde hiç de öyle değildir. Zen­gin kafiyeyle, aruz vezni, onun başlıca tasalarıdır, bir de yüksek duyguları, yüksek düşünceleri tezat­larla ifade etmek. Bunun dışında, şiirlerinde büyük çoğunluğu, sırasında saçma denilecek sözler teşkil eder, ama hayranları bunları dehâ sahiplerinin ıs­tırap dolu hayatları icabı saymışlardır.

Hayatının önemli bir kısmını yurt dışında ge­çiren Hâmit, Hindistan’dan Londra’ya kadar birçok şehir ve memleket tanımıştır. Bu sebeple, İstanbuldaki polemiklere hiç katılmamış, Lâstik Sait Bey’e iki mısra ile mukabele ettiği beyitteki ağır hücumu dışında bir şey yazmağa tenezzül etmemiştir. Humkun zekâya karşı takdiri şöyle dursun Takrizi bir inayet, tahkiri bir senadır. Yani ahmak insanların zekâ sahiplerini övmesi bir yana, onlardan ödünç fikir almaları bir lütuf, hakaretleri ise övgü yerine geçer.

Şinasi ve Namık Kemal’in başlattığı yenilik ha­reketini, edebiyatta batılılaşmayı, Hâmit büyük öl­çüde ileri götürmüş, buna karşılık Shakespeare gi­bi, Victor Hugo gibi İngiliz ve Fransız şairlerinin taklit derecesinde tesiri altında kalmıştır. Tek bir şiirden ibaret kitap (Makber), oynanmayacağını bi­lerek ve söyleyerek tiyatroyu bir form diye kabul etmek ve öyle bir çok eser yazmak, Fransızların «vers libre» ve «vers blanc» dedikleri vezinsiz, ya da kafiyesiz mısralarla serbest nazım şeklini kul­lanmak, kendisinden sonrakilerin gideceği yolları işaret etme bakımından Hâmit’in başlattığı yenilik­lerdir. Bunlardan Avrupalı kılık ve kıyafetine ait olan bir tanesi de tek gözlük (monocle) kullan­masıdır.

Tiyatrolarının konularını çoğu zaman Ortaçağ veya İlkçağ Mezopotamya, Türk ve Arap tarihinden almıştır. Trajedi tarzında yazdığı için eserlerindeki kişileri öldürmekten pişmanlık duymuş, bunların ölüm sonrası hayatlarını anlatan «Tayflar Geçidi» ve «Ruhlar» gibi diyaloglar yazmıştır. Hece vezniyle piyes yazmayı ilk defa akıl eden de odur (Nesteren) Ama bunlarda kısım kısım Corneille’in «Le Cid», «Horace», Shakespeare’in «Hamlet» ve «Macbeth», Hugo’nun «Notre-Dame de Paris» gibi eser­lerinin tesirine rastlanır.

Büyük şairin tiyatro, şiir, makale ve hâtıra tür­lerindeki eserlerinin bir kısmı hâlâ kitap halinde yayayınlanmamıştır. Özdeyiş ve atasözü niteliğindeki sözleri de çağında çok tutulmuştur. «Bir milletin me­deniyet derecesi, kadınların okur – yazarlığından anlaşılır» gibi. Bunlar arasında mizahî olanlar da vardır. Meselâ, çalışırken odasına girilmesine hiç tahammül edemeyen şair, «Safiye» isimli hizmetçi bir gün içeri giriverince şöyle demiştir:

Geldi Safiye,

Gitti kafiye.

Hâmit’in nükteleri, kibarlığı ve soyluluğu ya­nında şakacılığı da çağında meşhurdu. Hicivlerinden, eşi Lüsiyen Abdülhak Hâmit bile kurtulamamıştır. Lüsiyen Hanım, Belçikalı olduğu halde ismini yeni Türk harfleriyle yazmaktan hususî bir zevk duyar ve kendisini Hâmit’e son derece bağlı bir Türk kadını gibi hissederdi. Ondan, Fransızca konuşurken bile «Le Bey» diye sözederdi. işte Abdülhak Hâmit, bu Lüsiyen Hanım’ı tek bir mısra ile hicvetmişti: «Sensiz de seninle de yaşanmaz»

Lüsiyen Abdülhak Hâmit, 1930’larda yayınla­nan «Letres â Abdülhak Hâmit» adlı eserinin kapa’ ğına, şairin kendisi hakkındaki taşlamasını, asliyle beraber koydurtmuştu.

Yeni Türk harfleri kabul edildikten sonra şaire bu konuda fikrini sordukları zaman da «Ne olacak, sonunda kuyruğumuza bir ( it ) taktılar» sözü çeşitli yorumlara yol açmıştı. Çünkü şair, adını daima «d» ile, «Hâmid» diye yazardı.

En tanınmış eserleri Makber, Eşber, Finten, Tazer, Nesteren, İbn-i Mûsa, Tarık, İlhan, Tarhan ve Hakan’dır.

Kaynak: 100 Ünlü Türk,

119 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

© 2012 selosepet Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Başlığım